Gerilim ve korku filmlerine bayılırım, hem de küçüklüğümden beri. Bu sene yaz akşamları televizyonda seyredecek kayda değer bir program olmadığı için (eehh diziler de tatilde) çoğu korku ve gerilim filmi olmak üzere o kadar çok film izledim ki... Sanırım tüm arşivi tükettim ve seyretmediğim korku filmi kalmadı gibi (vampirliler ve saçma konulu olup başı sonu olmayanlar hariç). Geçen akşam da ne izlesem diye bakınırken birden bir Arjantin filmine denk geldim. Ve şöyle diyebilirim; bu sene seyrettiğim en iyi film Oscar'ını almaya hak kazandı!!!! İsmi Medianeras. Baş rollerini Javier Drolas ve Pilar López de Ayala oynamış. Ellerine sağlık, nefis oyunculuk çıkarmışlar. Filmin cast'i neredeyse sadece ikisi denebilecek kadar az oyuncudan oluşuyor. Buenos Aires'te geçiyor. Filmin içinde şehirle ilgili çok hoş detaylar göze çarpıyor. Ana konusu; kalabalık, tam bir kaos içinde gelişen teknolojiye karşıt çarpık kentleşmenin pençesindeki şehirde yalnızlığa direnen insanların günlük yaşantıları. Bu insanlar, filmin baş rolünü paylaşan Javier (Martin) ve Pilar (Mariana). İkisi de birbirlerini tanımıyorlar. Martin, web sayfası tasarımcısı, Mariana ise mimar ancak mimarlık yerine vitrin tasarımcılığı yapıyor. İkisi de uzun ve bir o kadar da yorucu geçen ilişkilerinden yeni çıkmışlar. Ortak paydaları o kadar çok ki buna rağmen karşılaşma ihtimalleri de bir o kadar az! Bazı sahnelerde kullanılan ironiler dikkat çekici ve düşündürücü. İnsan seyrederken gülümsemeden edemiyor doğrusu. Filmde kendi yalnızlığınızdan parçalar bulabileceğiniz garanti. Final sahnesi ise büyük bir ustalıkla bağlanmış. Kısacası filmi bulun ve izleyin. İçinde yaşadığımız dünyayla olan duygusal kavga çok güzel işlenmiş. Hani kamera bir noktadan gittikçe yukarı doğru uzaklaşır, uzaklaşır, uzaklaşır ve o nokta bit kadar kalır ya koskoca yeryüzünde, işte yönetmen bu duyguyu çok güzel işlemiş ve seyircisine de geçirmeyi başarmış. Şiddetle tavsiye ediyorum. Başka da bir şey demiyorum!!
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Eylül 2012 Perşembe
28 Mart 2010 Pazar
JULIE&JULIA
Gerçek hikayelere her zaman bayılmışımdır. Son zamanlarda en keyif alarak izlediğim film Julie&Julia. Oyuncu kadrosu da oldukça güçlü; Merly Streep ve Amy Adams başrolü paylaşan kadın aktrisler. Filmde, Julie adlı genç bir kadının yaşadığı günümüz zamanı ile Julia Child'ın yaşadığı 40'lı 50'li yılları arasında ustaca ve bir o kadar da dahice eşzamanlı geçişler yapılmış. Julie Powell, 11 Eylül sonrasında kazazedelere sigorta sağlayan bir şirketin "call center"ında çalışan 30 yaşında evli genç bir kadın. Julia Child, 40'lı yıllarda yaşayan kocası Amerikan elçiliklerinde hükümet ajanı olarak çalışan 40 yaşlarında bir kadın. Julia, tayinleri Paris'e çıktığında Fransızlar'ın incelikli yaşam tarzlarına hayran kalıyor. Hele ki mutfaktan iyi anlayan bir ev kadını olarak Fransız mutfağı onun başını döndürüyor ve yemekle ilgili bütün duyularını harekete geçiriyor. İki kadının ortak noktası yemek pişirmedeki ustalıkları. Damak tatları oldukça gelişmiş olan bu iki kadının yaşamı, iki farklı zaman diliminde kesişiyor. Julie sıkıcı iş hayatının dışında yaşamını nasıl farklı yönde geliştirebileceğini düşünürken, Julia Amerikalılar'a Fransız mutfağının zenginliklerini tanıtma kararı alıyor. Julia ilk önce azmedip Paris'te Cordon Bleu adlı yemek okulunu bitiriyor. Orada edindiği iki arkadaşıyla Fransız yemeklerinin tariflerini kitaplaşatırmaya başlıyor. Julie ise kendine blog açıyor önce ne yazacağını bilmezken Julia Child'dın inanılmaz öyküsünden etkilenerek kelimenin tam anlamıyla ondan öykünerek 365 günde bitirmek üzere onun kitabından 524 tane fransız yemek tarifi yazmaya başlıyor. Hem de herbirini birebir deneyerek. Blogunda yazdığı satırlarla ikisi arasındaki zamanda yolculuk başlıyor. Julie kendini Julia ile adeta bütünleştiriyor. En büyük hayali bir gün onunla tanışabilmek. Ancak bu hiçbir zaman gerçekleşmiyor. Her ikisi de izleyiciye azim ve büyük cesaretle nelerin başarılabileceğinin dersini veriyor.
Çok hoş bir anlatımı olan filmin başrol oyuncusu Merly Streep, 2010 en iyi kadın oyuncu Oscar'ına aday olmuştu ancak bence büyük talihsizlik ki bu ödülü evine götüremedi. Gerçekten nefis bir oyunculuk sergilemiş. Tabii bu arada Amy Adams'ı da (Julie Powell) yabana atmamak gerek. Aslında bütün film oyuncuları canlandırdıkları karakterlerin hakkını vermiş. Konu nefisti, seneryo çok güzeldi, kurgu çok başarılıydı. Söyleyecek söz yok, kesinlikle seyredilmesi gereken bir film... Farklı zaman dilimlerinde yaşamış olan bu iki kadın arasındaki muhteşem duygusal bağa şahit olmak isteyenlere kaçırmayın derim...
İyi seyirler...
10 Temmuz 2009 Cuma
PARIS, JE T'AIME
Bugün, 2006 yılına ait ancak benim yeni izleme fırsatı bulabildiğim bir filmden bahsetmek istiyorum. Filmin adı: "Paris, Je t'aime". Amerikalı, İngiliz, Fransız gibi farklı uyruklardan insanların yaşamlarından kesintiler işleyen, 18 kısa hikayeden oluşan bir film. Wes Craven, Gerard Depardieu, Alexander Payne gibi 22 ayrı yönetmenin çektiği filmde başrol oyuncuları da tanıdık simalardan. Kimler yok ki: Fransız sinemasının vazgeçilmez yüzü Juliette Binoche, Nick Nolte, Nathalie Portman, Gerard Depardieu, Lord of The Rings'in efsane oyuncusu Elijah Wood, Bob Hoskins, fransız aktris Fanny Ardant ve daha niceleri... Hepsi mükemmel oyunculuk güçlerini sonuna dek kullanmışlar doğrusu. Filmi bu kadar sempatik bulmamın en büyük nedeni de tüm hikayelerin Paris'in farklı bölgelerinde çekilmiş olması. Doya doya Paris...Bu 18 kısa hikayenin arasında beni en çok cezbeden "Loin du 16e" başlıklı olanıydı. Hikayede genç bir kadın kreşe bıraktığı daha 2-3 aylık bebeğine İspanyolca bir ninni mırıldanır. Ardından bebeğini orada bırakarak yola koyulur. Uzun bir yoldan sonra işvereninin evine gelir. O, aslında bir bebek bakıcısıdır ve her sabah kendi bebeğini kreşte sakinleştirmek için mırıldandığı ninniyi, bakıcılığını yaptığı bebeğe de söyler ve uzaklara dalar gider... Bu beni oldukça etkiledi. Sözün özü "Paris, Je t'aime" mutlaka seyredilmesi gereken bir film. Bu filmde herkes kendine ait bir hikaye bulacaktır, bundan eminim! (:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
