Yiyecek-İçecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yiyecek-İçecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2021 Çarşamba

Ciabatta ekmeği, hem de yoğurmadan...


Biliyor muydunuz? 

Ciabatta ekmeği 1982 yılında İtalya'nın Veneto bölgesinde bir değirmenci ve fırıncı tarafından Fransızların baget ekmeğine karşılık keşfedilmiş. 

Malzemeler:

* 385 gr. buğday unu

* 288 gr. ılık su

* 38 gr. zeytinyağı

* 2 gr. kuru maya

* Tuz

Fırın ayarı: 220 derece

Pişme süresi:18 dakika

Dikdörtgen ve derince bir kabın içerisine ılık suyu, mayayı ve zeytinyağını ekleyip güzelce karıştırıyoruz. Ardından unu ve tuzu da ekleyip plastik bir spatula yardımıyla karışımı homojen hale getiriyoruz. Kabın üzerini kapatıp 45 dakika dinlendiriyoruz. 45 dakika sonra hamuru (biraz cılk bir hamur olacaktır ve ele de yapışacaktır telaş yok, çok sıkıcı olursa parmak uçları az biraz suyla ıslatılabilinir) enden ve boydan çekiştirip katlıyoruz ve bu işlemi bir kez daha tekrarlayıp kabın üzerini yine kapatıp bu kez 30 dakika bekliyoruz. 30 dakika sonra hamuru yine aynı şekilde sağdan soldan çekiştirip iki defa zarf şeklinde katlıyoruz (parmak uçlarını ıslatınız) yine 30 dakika bekletiyoruz. 30 dakika sonunda hamurun üzerine biraz un yağdırıyoruz ve kabı ters çevirip hamurun unlanmış tezgaha düşmesini sağlıyoruz (çok kolay düşüyor hiç yormadan:) Tezgahtaki hamuru iki eşit parçaya bölüyoruz ve yaklaşık 40 dakika daha bekliyoruz ve bu arada fırını 220 dereceye ayarlamayı unutmuyoruz. 40 dakika dinlenmenin ardından hamuru hafif unlaya unlaya yağlı kağıt serili tepsiye aktarıyoruz ve doğru fırına yolluyoruz (az kaldı sabııırrrrr...) Sadece 18 dakika içinde nefis ve leziz ciabattalara kavuşmuş oluyoruz!! Afiyet olsun 👊😋


26 Şubat 2021 Cuma

MİGROS PİZZA Mİ-GO!

Günlerdir pizza hayalleri kurarken dün girdiğim bir Migros'a bu donmuş pizzaları gördüm, üstelik 2 tane alana 1 ayran bedavaydı! Pizza Mi-Go adlı dondurulmuş olarak satılan bu leziz orta boy pizzalar; 405 gramlık sebzeli, 430 gramlık karışık ve 320 gramlık peynirli olmak üzere farklı tatlarda 17.50 TL fiyat etiketiyle satışa sunulmuş. Ancak ben dışarıdan aldığım her pizzaya mutlaka biraz ekstra taze kaşar ve soğan eklerim, ayrıca elimin altında haşlanmış brokoli de varken neden biraz da yeşillendirmeyelim diye düşündüm ve işte Pizza Mi-Go dolu dolu, bol malzemesiyle daha fırındayken muhteşem kokular saçmaya başlamıştı bile... 👍👏😋

25 Nisan 2013 Perşembe

Tchibo 4'lü Yumurta Şekillendirici

 Tchibo bir kahve zinciri olmasına karşın her hafta çıkardığı yeni tema başlığı altında tekstilden tutun aksesuara, mutfak malzemelerinden mobilyaya kadar geniş bir yelpaze altında hem internet sitesinden online satış yapıyor hem de şehrin bilimum alışveriş merkezlerine yayılmış ya da nüfus yoğunluğu bolca olan ana caddelerine açılmış mağazalarında hizmet veriyor. Üstelik mağazada sadece alışveriş yapılmıyor biraz soluklanmak ve Tchibo'nun leziz kahvelerinin tadına bakmak için minik masalarında da oturulabiliniyor. Ben daha çok online sitesini kullanıyordum ta ki Paypal ile anlaşmalarını bitirene dek... Türkiye'de Paypal ile çalışan güvenilir online alışveriş sitesi bir elin beş parmağını geçmezken Tchibo'nun ödemeleri Paypal aracılığıyla alması benim için uçsuz bucaksız kupkuru çölde şırıl şırıl akan bir pınar bulmak ile eşdeğerdi doğrusu. Ancak maalesef Paypal ile anlaşmalarını kestikten sonra benimle de ilişiklerini kesmiş gibi oldular. Çünkü Paypal benim için inanılmaz kullanışlı ve internet üzerinde yapılacak online alışverişler için son derece güvenli bir araçtı... Velhasıl eskisi kadar alışveriş yapamaz hale geldim.  

Yine de Alman markası Tchibo'yu çok yakinen takip eden ve beğenen bir müşteri olarak bu son çıkardıkları yumurta kaplarına bayıldım!!!! İnternet sitelerinden satın alamamış olsam da geçen gün mağazasında üstelik de indirime giren ürünler reyonunda buldum onları!! Biraz "nasıl olur?", "yumurtalar bu kapların şeklini nasıl alırlar?" diye düşünmedim dersem yalan olur. Ama nihayetinde mağazadan çıkarken Tchibo torbası içinde yumurta kaplarıyla elimdeydi!!! 

Bu sabah ilk denemeyi gerçekleştirdim. Sonuç: Beklediğimden daha başarılı. Bence yumurtalar daha küçük olursa daha da başarılı bir sonuç elde edilecektir. Bizimkiler M boy yumurta oldukları için kenarlarından taştı. Hatta "eyvah" dedim, "hiçbir şeye benzemeyecekler!"... Kenarları biraz temizleyince sorun kalmıyor. te sonuç ortada, gayet güzel ve şirin görünüyorlar. Tavşan olan benimki, kalpli olan ise miniğinki ((:

11 Nisan 2013 Perşembe

Sebzeli Türlü

 Geçen gün Digitürk'ün platformunda yayınlanan "Her Şey Tadında Programı"nda, şef Eyüp Kemal Sevinç tarafından pişirilen "Taze Kekikli Türlü" yemeği, görüntüsü itibariyle beni cezbetti. Genelde böyle zor tarifler için mutfağa zor girerim... Ama gel gör ki lezzeti ve besleyiciliği açısından beni ikna etmeyi başardı bu tarif.  Sebzelerin pişirilme evreleri açısından biraz meşakkatli bir tarif olasa da pişirmeye ve her türlü emeğe değer. 

Televizyonda izlediğim tariflerin leziz görünümlerinden etkilenmenin yanı sıra lezzetlerini de hissedebilmenin önemli olduğuna inanıyorum. Örneğin, bir televizyon programında bir yemek yapılıyor. O yemeğin lezzeti önce damağımda canlanıyor ve evde kendim o tarifi uyguladığımda elde ettiğim sonuç tahminimdeki lezzeti yakaladıysa olay bitiyor!

İşte türlü yemeğinde de kural bozulmadı. Damağımdaki lezzet ile yemeği yaptıktan sonraki lezzet birbiriyle birebir örtüştü. Lezizdi, lezizzzz...
Tek fark şef, reçetesinde taze kekik ve taze kereviz yaprağı da kullandı ama benim tarifte kereviz yaprağı yok, kekik olarak da evde bulunan kuru kekiği tercih ettim. 

Malzemeler:
 

500 gr. kuzu kuşbaşı
1 adet patlıcan
1 adet kabak
2 adet havuç
2 adet patates
1 adet soğan
1 su bardağı iç bezelye
1 su bardağı su
3 yemek kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı biber salçası
Kekik

Tuz
Karabiber


Yapılışı:

İlk önce piyaz doğranmış soğanları düdüklü tencerenin içinde kavurdum, biber salçasını da koyduktan sonra biraz daha çevirdim soğanları. Hemen ardından kuşbaşı etleri attım tencereye. Onları da hızlı hızlı çevirdikten sonra cak suyu ekleyim tencerinin kapağını kapattım ve düdükten buhar çıktıktan sonra düdüğü indirip ocağın altını ölü gözü diye tabir edilen çok kısık ateşe getirdim. Etleri yaklaşık 2 saat pişmeye bıraktım. 
Etler düdüklü tencerede bir güzel pişerken önce küp küp doğradığım patatesleri ardından yine küp küp doğradığım patlıcanları kızarttım. Onları peçete serdiğim bir kabın içine koyduktan sonra bir tavada küp küp doğradığım havuçları zeytinyağında çevirmeye başladım. Havuçlar biraz kızardıktan sonra yine küp küp doğradığım kabakları ilave ettim. Kabaklar hızlı kızardığı için onları havuçtan sonra koydum. Tavaya son olarak da dondurulmuş bezelyeleri ekledim yaklaşık 5 dakika sonra da ocağın altını kapattım. Üzerine kuru kekiği ektim. 2 saat sonra etler pişince tüm sebzelerle etleri bir fırın kabında buluşturdum. Bu arada yemeğin tuzunu ve biberini de unutmadım. Yaklaşık olarak 200 derece fırında 15 dakika kadar daha pişirdim yemeği. İşte bu kadar... Sonuç leziz... Bu arada "yanında neyle servis edilebilir acaba?" sorusuna cevap: Kuskus ((: Ama bizim kuskustan... Pilavdan daha çok yakışıyor inanın...
Afiyet olsun.   

22 Mart 2013 Cuma

Cezayir'de Hakiki Kuskus Yemek...

Kuskus deyince ne yalan söyleyeyim aklıma minik minik topçuklar geliyor. Tıpkı marketlerde yerel markaların sattıkları gibi... Tadı makarnamsı... Yoğurtla da leziz olur hani... Küçükken yerdik, nedense yıllardır ne eve aldım ne de dışarıda bir yerlerde yedim. 


Ama bu seneki Cezayir seyahatimiz "kuskus"ta mihenk taşı oldu!! Bugüne kadar bildiğim o minik topçuklar meğerse bize kuskus diye yutturuluyormuş burada. Ne lezzeti ne de görüntüsü aynı. Bir kere görüntüsü tek kelimeyle irmiğe benziyor, bizdekiyle yakından uzaktan benzeşmiyor. Pişirilişi bile bambaşka. Biz makarna gibi haşlarken onlar sebzeli, etli yemek olarak pişiriyorlar. Pişirmesi öyle kolay da değil. Kendine özel bir kuskus tenceresi var. O tencerede 2 ya da 3 pişirme yöntemiyle pişiriliyor... Sebzeler ve et ayrıca bir tencerede pişiriliyor. Tüm karışım hazır olduktan sonra önceden pişen kuskusun üzerine eklenerek servis ediliyor. 

İşte "kuskus" kültürü diye buna derim (: Kültür kültür, sadece okumakla değil gezip görmekle de oluyormuş hatta tatmakla... (:

15 Mart 2013 Cuma

Aşure



 Şu an boyumdan büyük işlere kalkışıyorum... Çünkü bu aşure tarifi bundan aylar önce, 23 Kasım 2012 tarihinde yaptığım bir tarif. Ne zamandır yazacağım ama bir türlü olmadı. Aylar sonra kaleme alınca nasıl anlatacağım bilemiyorum. Umuyorum yazdıkça hafızam canlanacak ve beni o güne, aşureyi yaptığım zaman ve mekana götürecek. Bu arada aşure yapmanın çok zor olduğunu düşündüm yıllarca. Ancak bu tariften mi bilemiyorum hiç de korktuğum gibi değilmiş. Ölçüler birebir. Hiç artı eksi yapmadan uygulandığında sonuç mükemmel. En azından benim aşure tercihim için. Üstelik bu aşureyi ilk kez yapıp bir de apartmandaki komşulara dağıtmıştım. Her kapıdan onay alınca güvenle tarifimin arkasındayım diyebilirim (: Aşure için mutlaka Aşure Ayı'nı beklemeye gerek yok. Bence Türk mutfağının lezzetli bir tatlısı. Besleyici özelliğine ise hiç girmiyorum. 
Deneyin, pişman olmayacaksınız...

 MALZEMELER:

Yarım su bardağı kuru fasulye (geceden suya konacak)1 su bardağı nohut (geceden suya konacak)
2 yemek kaşığı pirinç
2 yemek kaşığı kuş üzümü (yumuşaması için ılık suya konacak)
Yarım su bardağı ceviz
Yarım su bardağı badem (suya koyarsanız rahat soyulacaktır)
Yarım su bardağı fındık
4-5 adet kuru incir
Süslemek için nar taneleri
2 su bardağı aşurelik buğday (geç pişer ve onu da geceden suya koymuştum)
15 su bardağı su
3,5 su bardağı şeker
4-5 adet kuru kayısı
Limon kabuğu rendesi
Tarçın
YAPILIŞI:
Şimdi ben itiraf ediyorum ki kurufasulyeler ile nohutları düdüklü tencerede birlikte pişirdim. Evet ikisi birlikte haşlanmaz derler ama ben yaptım ve bir sorun olmadı. Dolayısıyla iki bakliyat da düdüklüde yaklaşık olarak 35-40 dakika kadar haşlanıyor. Onlar haşlanırken 15 bardak suyun içerisine aşurelik buğdaylar da konuyor ve kaynadıktan sonra ateşin altı kısılmak üzere o da haşlanmaya bırakılıyor. Buğdayın tahmini haşlanma süresi yaklaşık 3 saat kadar. Bu arada 2 saat sonra buğdaya şeker, küp küp kesilmiş kayısı ve limon kabuğu ekleniyor. İyice pişmeye devam... Diğer tarafta bir tencerede pirinçler haşlanıyor. Pirinç yumuşayınca, buğdayın pişmesine 30-40 dakika kala nohutlar, kurufasulyeler ve kuş üzümü hep birlikte aynı tencereye atılıyor. Zaten bu etapta tencereden nefis kokular yükselmeye başlayacak ve aşurenizin ağdalı bir kıvam almaya başladığını göreceksiniz. Ateşi kapatmaya yakın tarçını, soyulmuş bademlerin bir kısmını ve 2 yemek kaşığı cevizi de ekleyip karıştırın. Cevizi son dakikada atmanın en önemli nedeni, cevizin aşurenin rengini karartmasını önlemek. Aşurenizi ocaktan alıp kaselere eşit şekilde paylaştırın. Arzunuza göre soyulmuş taze badem, fındık ve nar taneleriyle süsleyerek servis edebilirsiniz.
Afiyet olsun.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Damla Çikolatalı Kurabiyeler

Klasik bir kurabiye tarifi... Kahvenin, çayın yanına ağızda dağılan damla çikolatalı kurabiyeler... Çay saatlerinde, tadından ziyade görüntüsüyle sükse yapacak bu kurabiyeleri çocukların da çok seveceği garanti. Damla çikolataları üzerine tek tek yerleştirmenin dışında çok fazla zorlamayan yapımıyla kurabiye kavanozunda yerini alabilecek bir tarif...

Malzemeler:
3,5 su bardağı un
125 gr. tereyağ (oda ısısında)
1,5 su bardağı pudra şekeri
2 yumurta
1 paket vanilya 
1 paket kabartma tozu
1 çay bardağı damla çikolata

Yapılışı:
Un ve tereyağ parmak uçlarıyla yoğrularak homojen bir kıvam elde edilir. Bu karışıma pudra şekeri ve ardından sırasıyla yumurta, vanilya ve kabartma tozu da eklendikten sonra yoğurma işlemi başlar. Mümkün mertebe yumuşak ama ele yapışmayacak bir hamur elde etmek gerekiyor. Yoksa tıkız ve sert bir kurabiye olur. Normalinden yumuşak gelse bile un ekleyerek yoğunlaştırmayın. İçerisinde tereyağ bulunduğu için buzdolabında 10-15 dakika dinlenmesi hamurun toparlanmasını ve daha bir katılaşmasını sağlayacaktır. Bu arada fırını önceden 180 dereceye ayarlamakta fayda var. 
Buzdolabından çıkmış kurabiye hamurundan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılarak yuvarlaklar yapılır ve yağlı kağıtla kaplanmış fırın tepsisine dizilir. Sıra süslemede... Damla çikolatalar, hamurların yüzeyine  istenildiği miktarda tek tek yerleştirilir. Son olarak tüm hamurlar, parmak uçlarıyla biraz bastırılır. Kurabiye hamurlarının fırında geçireceği süre 15 dakika. Daha fazla kalırlarsa gevrekleşirler ve istenilen kıvamda olmazlar. Fırından çıkınca pişmemiş gibi görünseler de dert değil, soğurken katılaşacaklar, merak etmeyin! Afiyet olsun. 

11 Ekim 2012 Perşembe

Organik Sebze Tabağı



Bugünkü etkinlik çalışmamızı buradan paylaşmak istedim çünkü ortaya çıkan sonuca ben bile inanamadım! Bu sebzeler havayla temasa geçtiğinde kurumayan hamurdan yapıldı. Creall Super Soft kurumayan modelleme hamurlarının en önemli özelliklerinden biri mumsu bir görüntüye sahip olması. Dolayısıyla ortaya çıkan eserler üzerini hafifçe ovduktan sonra tatlı bir parlaklık kazanıyor. Ayrıca glüten içermediği için de çocuklar için çok güvenli. Hani çocukken mum yaktıktan sonra yumuşayan parçacıklarla oynardık. İşte kıvamı tam öyle. Oynaması, şekilden şekle sokması çok eğlenceli ve çok basit. Üstelik renk karışımı yapmak çok keyifli çünkü çok canlı tonlar elde etmek mümkün. Haydi şimdi hiç vakit kaybetmeden yaratıcılık ve hayal gücünün eşliğinde kurumayan esercikler yapmaya...  

Bu yazının tarihi aslında 7 temmuz 2012 idi ancak az önce yaptığım iş güzarlık sonucu yazıyı blog'tan sildim!!!!!! Yanlışlıkla tabii!!! Ve deminden beri de nasıl geri getirebileceğimin araştırmasını yaparken nihayet yardımcı bir yazı buldum. 
Sizin de aklınızda olsun, yanlışlıkla bir yazınızı silerseniz google'dan blogunuzu aratın konu başlığıyla birlikte ve yan tarafında çıkan oka dokunun, blogunuzda yazdığınız o sayfa çıkıyor ve yanında "cache" tuşu beliriyor, "cache" a tıklayınca silmiş olduğunuz sayfanızı karşınızda buluyorsunuz. Google'da arama yaptıktan sonra doğrudan konuya tıklamayın, sinir bozucu bir şekilde "bu yazı silinmiştir" ifadesi çıkıyor. Önbelleğe alınmış olana basın mutlaka. Uffffff ucuz atlattım!!!


İspanyol Omleti: Tortilla

"Empanada"dan sonra yine İspanya'dan nefis bir atıştırmalık daha: Tortilla! İspanya'nın Basque ve Catalan bölgelerindeki "tapas" kültürünün baş yiyeceklerinden biri olan tortilla, doyuruculuğu ve lezzetiyle çok acıktığımda midemde çalan zilleri susturabiliyor. Tortilla'nın ana malzemeleri yumurta, soğan ve patates. Bunların yanına ıspanak, mantar, somon füme, jambon gibi değişik malzemeler de eklenebiliyor. Tortilla'yı İspanya'daki bilimum marketlerde soğuk dolaplarında vakumlu paketler içinde bulmak mümkün. Öğle yemeği için son derece pratik bir atıştırmalık. Yanına bir de salata ile tam bir öğün.  İster soğuk, ister sıcak, ister sandöviç içinde tüketilebilen tortilla'yı bazı "cafe"lerde bizim tabirimizle meze İspanyollar'ın tabiriyle tapas niyetine kürdanlara saplanmış minik minik küpler halinde getiriyorlar masaya. Kahvenin yanına değil ama içki kültürüyle gayet keyifli oduğunu söyleyebilirim. 


Malzemeler:
5 adet patates
4 adet yumurta
2 adet irice soğan
İyi kalite sızma zeytinyağı
Tuz, isteğe bağlı karabiber

Yapılışı:
Patatesler küp küp, soğanlar da jülyen bir biçimde doğranıyor. Ben malzemeleri ikiye ayırmaktan yanayım. Böylece daha iyi kızarıp pişiyor. Önce bir grup patates ve soğanlar kaliteli sızma zeytinyağ ile yağlanmış yapışmaz bir tencereye atılıyor. Orta ateşte çevire çevire soğanlar iyice kızarana ve patatesler de renk değiştirene kadar pişiriliyor. Onlar bir kenarda beklerken diğer grup patates ve soğanlar atılıyor yine aynı tencerenin içine. Tüm malzemeler güzelce pişip hazır olduktan sonra bir kenarda soğumaya bırakılıyor. Bu arada büyük bir kasede yumurtalar iyice çırpılıyor. Soğumuş olan patatesli-soğanlı karışım yumurtaların içine atılıyor, yaklaşık 10 dakika kadar patateslerin yumurtayı emmesi bekleniyor. Tuz ve isteğe bağlı karabiber bu arada atılabilir. 10 dakikalık beklemenin ardından da tüm karışım önceden yağlanmış ve altı açılmış olan patates ve soğanların kavrulduğu tencerenin içine  boca ediliyor. Bu noktada zaman çok önemli: 4 dakika bir yüzü, 4 dakika diğer yüzü pişiriliyor. Bu süre aşılırsa maalesef omlet çok çabuk yanıyor. (Ters düz etmek de hünere bağlı, büyük bir tabak yardımıyla yapılabilir) Kısacası iyi bir sonuç için ocağın başından ayrılmamak gerekiyor. İşte İspanyol omleti olarak bilinen Tortilla,  günün her anı tüketilmek ve açlığı bastırmak üzere hazır. Afiyet olsun...

28 Eylül 2012 Cuma

Çikolatalı Mus (Mousse au Chocolat)


Yazın, çilek hiç sevmememe rağmen minik için özel çilekli mus yapmıştım. Blog’ta da paylaşmıştım. Mevsime uygun lezzetler, dokular ve taze tatlar, damaklarda daha hoş bir etki yaratıyormuş gibi geliyor bana. Zaten tüm meyve ve sebzeler de mevsimsel değil midir? Hoş artık her sebze ve meyve her mevsim karşımıza çıkar oldu manav reyonlarında. Hatta hatırlarım, ilkokul 2. sınıf mıydı, 3. sınıf mıydı, hangi sebze meyvenin hangi mevsim yendiğini öğrenmiştik altını çize çize… Ama gel gör ki şimdi kafam tamamen karışmış durumda… Mesela patlıcan, kabak hangi mevsimdi? Yaz gibi geliyor ama acaba kış mı??? Brokoli? Muz? Neyse bu konulara hiç girmeyeyim en iyisi…

Mustan söz açılmışken bu kez de kış mevsimi için uyumlu olacağını düşündüğüm çikolatalı mus tarifini paylaşmak istiyorum. Bir Fransız klasiği olan çikolatalı mus, soğuk kış akşamlarında, televizyonda en sevdiğimiz diziyi izlerken süper bir lezzet arkadaşı olacak emin olun (: İçerisine arzu edilirse 1-2 damla rom aroması ya da gerçek rom katılırsa belki sıcak tutma açısından daha etkili olabilir. Benim vereceğim tarifte alkol yok. Bol çikolata var!!!!! Mmmmmmm…

Malzemeler:
6 adet buzdolabında soğutulmuş bardak (tarifin özü denilebilir)
200 gr. bitter çikolata ( 2 x 80 gr. paket çikolata + ½ paket çikolata)
2 adet yumurta
¼ paket tereyağı (60 gr. kadar)
1 paket taze krema
1,5 yemek kaşığı şeker (mümkünse esmer şeker)

Yapılışı:
Öncelikle bardaklar iyice soğumaları için buzdolabına yerleştirilir. Çikolatalar çelik bir tencere içerisine parçalanır. Bu kap, içi kaynar su dolu bir başka bir çelik tencerenin içine konur (Benmari usülü). Üzerine de tereyağı atılır. Bu arada ocağın altı açık olmayacak. Kaynar su çikolata ve tereyağını eritecektir. Dikkat: Çikolatanın pişmemesi gerekir. Piştiği zaman içerisindeki şeker kristalize olur bu da tatlınızın daha baştan fiyaskoyla sonuçlanacağının garantisi! Diğer taraftan krema sertleşinceye kadar çırpılır (hiç yılmadan uzun bir süre çırpılması gerekiyor). Krema, ister inanın ister inanmayın başlangıçta koyduğunuz miktarın iki katına ulaşacak. Bu arada 2 yumurta şekerle birlikte iyice çırpılır ve köpürtülür (bu işlem de biraz meşakkatli, uzun sürebilir). Yumurtalı karışımın üzerine krema ve benmari usülü eritilmiş çikolata boca edilir. Karışım havalandıra havalandıra yavaşça karıştırılır. Eğer hızla karıştırılırsa köpükler söner ve mus yapmış olmanın hiçbir anlamı kalmaz. Son olarak da buzdolabındaki buz gibi bardakların içine dökülür ve servis anına kadar tekrar buzdolabına konur.
Afiyet olsun.  

Not: Aslında bu tarif Jamie Oliver’a aittir, bilginize (: 

21 Eylül 2012 Cuma

ГРЕЧКА (Greçka)

Bugün bir tahıl ürününü tanıtmak istiyorum: "Greçka". Ben onu Rus tahılı olarak tanıdım. Aslında Rusya dışında Ukrayna, Kuzey ve Doğu Avrupa, Kuzey Amerika, Japonya ve Çin’de de yetiştiriliyormuş. Bizim bulgurla çok benzeşiyor. Karabuğdaydan elde ediliyor. Greçka’yı ilk kez Kazakistan’da tanımıştım. Üçgen prizma şeklindeki taneleri çok ilginç gelmişti doğrusu. Hakkında biraz araştırma yaptıktan sonra bu küçük üçgen tanelerin sağlığa ne kadar çok noktada faydalı olduğunu gördüm. Greçka nam-ı diğer karabuğday, nelere nelere iyi geliyormuş bir bakalım:


- Bir kere, içinde gluten olmadığı için çölyak hastalarının çekinmeden tüketebileceği bir yiyecekmiş.


- Kan şekerinin kontrolünde önemli bir rol oynadığı için şeker hastaları için de favori bir gıdaymış.


- Greçka, gün boyu yaşattığı yoğun tokluk hissiyle diyet yapanlar için ideal bir tabak yemekmiş.


- Kötü kolestrolün düşmesinde önemli bir etkiye sahip greçka, protein açısından da oldukça zenginmiş, üstelik yağ içermiyormuş.


- Kalp rahatsızlıklarına ve kansere karşı da yüksek koruyucu bir güce sahipmiş.


- Kabuğunda bulunan potasyum, magnezyum, demir, fosfor gibi vitamin ve mineraller yüksek tansiyon ve kansızlık gibi rahatsızlıklardan muzdarip insanlar için çok faydalıymış. Sindirim sistemindeki pozitif etkilerinin de tartışılmaz olduğu belirtiliyor yapılan açıklamalarda.


Peki bu faydaları say say bitmez tahılı nerelerde bulacağız? Maalesef her ne kadar marketlerde bulunur yazılarıyla karşılaşsak da oralarda yok. Hatta ben Türkiye’de bile satışı olmadığını düşünüyordum. Fakat internette biraz aradığımda karşıma 1-2 tane online alışveriş sitesi çıktı. Oralardaki ismi greçka olarak değil karabuğday olarak geçiyor. Ancak ikisi de aynı tahıl. Sanırım buralardan siparişle greçkayı mutfağınıza davet edebilir ve güzel bir et yemeğinin yanında servis edebilirsiniz.


Bu arada unutmadan nasıl pişirildiğinden de bahsedeyim hemen. Çok basit ve kısa bir pişirme süreci var. Bir ölçek greçka (yıkamaya gerek yok) tencereye döküldükten hemen sonra üzerine 1,5 ölçek sıcak su ve bir çay kaşığı kadar tuz ekleniyor. 2-3 dakika sonra ateşin altı kısılıyor ve 10 dakika sonra da ateş tamamen kapatılarak pilav bildiğimiz diğer pilavlar gibi demlenmeye bırakılıyor. Biraz lezzetli olsun isteniyorsa ocak söndürüldükten sonra bir parça tereyağ da eklenebilir. Ben greçkayı yoğurtla yemeye bayılıyorum ama sade olarak da yenebilir elbette. 

*приятного аппетита!



*Okunuşu "priyatnova apetita": Rusçada afiyet olsun demek! (:


14 Eylül 2012 Cuma

Dereotlu Peynirli Kek

Bu kek, ben küçükken annemin bize okuldan eve geldiğimizde en çok yaptığı kekti. Kızarmış peynirin ve dereotunun keskin kokuları okul dönüşlerimde bana o kadar huzur verirdi ki... Daha kapıyı çalmadan annemin bu keki pişirdiğini apartmanın içine yayılan kokulardan anlardım. Hele hele misafir olduğu günler benim için tam bir bayramdı. Çünkü akşamüstü eve dönüşte misafirlerden kalanlarla leziz bir tabak hazırlar ve çay eşliğinde tıka basa karnımı doyururdum. İşte bu dereotlu kek annemin misafir mönüsünde her zaman yer alırdı. Benim için tüm hamur işleri bir yana bu kek bir yanadır. Çocukluk günlerime götüren tek tariftir ve dolayısıyla da annemden öğrendiğim ilk tariftir. Bu kekin Rusya Ekaterinburg'ta da bir anısı var. Bilenler bilir, oralarda dereotu bulmak çok zordur. Neredeyse dal dal satarlar tüm otları. Ben de bir gün buluvermiştim şans eseri 1-2 dal dereotu. Ne yapayım diye düşünürken aklıma hemen bu kekin tarifi geldi. Güzelce pişirdikten sonra eşime de bir paket yapıp işe götürmesi için yanına vermiştim. Aman ne sükse yapmıştı oralarda. İş yerindeki tüm Ruslar tarifini almışlardı. Ancaaaaaak, ne derler hiç bir usta tarifin tamamını vermezmiş ((: Şimdi yanlış anlaşılmasın sakın, ben bu blogda yazdığım tarifleri yarım yamalak yayınlamıyorum ya da gizli bir malzemesini cebime atmıyorum. Tüm tarifler orijinalindeki gibi, evde birebir uyguladığım tariflerdir emin olun, ferah olun...
Artık tarife geçme zamanı...

Malzemeler:
3 adet yumurta
2 su bardağı un
2 su bardağı yoğurt
1 paket kabartma tozu
125 gr. oda ısısında tereyağ
200 gr. beyaz peynir
Yarım demetten biraz az dereotu

Yapılışı:
İşe önce keki pişireceğiniz kalıbı yağlamakla başlayın. Kalıbı iyice yağladıktan sonra içini unlayın. Böylece kek kaba yapışmayacak. Fırını da nceden 180 dereceye getirin. 
Şimdi sıra malzemeleri karıştırmaya geldi. Büyükçe bir kabın içine yumurtalar kırılıyor. İyice çırpıldıktan sonra yoğurt, tereyağ, peynir, dereotu, un ve son olarak da kabartma tozu ekleniyor. Tüm malzemeler iyice karıştırılıyor ve kek kalıbının içine dökülüyor. Ve doooğruuuu fırına, 180 derecede 40-45 dakika pişmeye. Keyifli sohbetler eşliğinde çay saati için çok iyi bir fikir gibi, ne dersiniz? Afiyet olsun (:

6 Eylül 2012 Perşembe

"Yürekli" Kakaolu Kek

Muhtesem bir olay. Kakaolu kek yapiyorsunuz ve kesince kakolu kisim kalp seklinde cikiyor!!! Nasil yaptigimi hic sormayin. Cunku tamamen tesaduf eseri cikmis bir kalp sekli bu! Kolay kolay da bir daha olmaz sanirim. Acaba keklerden fal mı tutmalı? ((: Harika bir fikir, kisinin porsiyonundaki kek diliminin ortasındaki (tabii bu kakaolu kekler için gecerli) sekle gore hayata dair yorumlar yapılabilir. Neden olmasın? (:  Muziplik bir yana ben bu goruntuyu cok begendigim icin buradan paylasmak istemistim sadece.
     
Bu arada tablet ya da android uygulamali telefonlarda Blog yazmak icin en iyi Browser'in Mozilla Firefox olduguna karar verdim! Alisinca bir problem yok anlasilan. Tavsiye ediyorum.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Blueberry Cupcake

Mavi Yemiş, Likapa gibi isimlerle de bilinen Yaban Mersini, (Blueberry) ılıman iklim kuşağında yetişen ve üzüm grubunda yer alan bir meyve. Kan şekerini düşürücü özelliğinin yanı sıra aynı zamanda içerdiği bol C vitaminiyle antioksidan etkisiyle bağışıklık sistemi için çok faydalı. Tek başına yendiğinde ekşimtrak ve mayhoş bir tadı var. Ne zamanki şekerle bütünleşiyor ve pişme sürecine giriyor işte o zaman muhteşem bir lezzete sahip oluveriyor sanki sihirli gibi. Sütlü tatlılarda, pastalarda, dondurulmuş yoğurt yapımında kullanılabileceği gibi keke de çok yakışıyor yaban mersini. Bugünkü tarifin başrol oyuncusu da ta kendisi! Nam-ı diğer "Blueberry".


Kekin yapımı çok kolay ve pratik. Aslında daha önce yapmış olduğum çikolata soslu kakaolu kek tarifinin aynısından faydalandım. Buradaki fark kekin üzerindeki krema yani mutfak jargonunda "Butter Cream" dediklerinden. Ben açıkçası cup cake üzeri topping'in nasıl yapıldığını bilmiyordum. Dolayısıyla kısa bir araştırmadan sonra basit bir tarif buldum.

"Butter Cream" İçin Malzemeler:


1 bardak (1 cup) oda ısısında tereyağ

1 bardak (1 cup) pudra şekeri

Yapılışı:

Malzemelerin hepsi bu kadar. Yapım süresi ise çok kısa. Tereyağı, bir çırpma makinesinde yumuşayıp krema halini alıncaya kadar çırpılıyor. Ardından azar azar, çok yavaşça (üstümüzün başımızın pudra şeker olmasını istemiyorsak) pudra şekeri ilave edilerek çırpma işlemine devam ediliyor. Her iki malzeme de iyice homojen olmalı. İşte, "Butter Cream" hazır!!! Eğer daha farklı aromalar yakalamak istenirse bu malzemelerin içine yarım bardak kakao tozu ya da 1-2 çay kaşığı limon rendesi veya 1-2 damla vanilya aroması eklenebilir. Krema hazır olduğuna göre geriye fırından çıkmış ve iyice soğumuş (sıcak kekin üzerinde krema, anında erir, akar) keklerin üzerini özgürce süslemek kalıyor. Afiyet olsun! 

Not 1: Eğer evde pudra şekeri yoksa üzülmeyin derim zira çok basit bir pudra şekeri tarifi keşfettim. 1 bardak toz şeker ile 1 bardak mısır nişastasını güçlü ve keskin bıçaklı bir robotta 25-30 saniye kadar karıştırıyorsunuz. İşte, pudra şekeri de hazır!

17 Ağustos 2012 Cuma

Patlıcan Graten


Patlıcan! Yazın belki de en sevdiğim sebzesi... Kızartması, oturtması, İmam Bayıldı'sı, Karnıyarığı, salatası, Beğendisi... Hepsi ayrı lezzetler ve nedense hepsi de bana neşeli yaz günlerini hatırlatan kokulara sahipler. Özellikle de kızartması. Neyse biz gelelim Fransızlar'ın da dediği gibi Patlıcan "Au Gratin" isimli yemeğimize (O graten diye okunur). Graten aslında bir pişirme tekniğidir ve akla üç unsuru getirir: Beşamel sos, taze kaşar rendesi (permasan, mozarella da olur) ve fırın. Bu üç eleman, olmazsa olmazıdır graten yemeklerinin. Tabii bir de patates, patlıcan, kabak, karnıbahar gibi ana malzemeleri unutmamak gerekir.  Bence en lezziz fırın yemekleridir graten tarzda pişen yemekler. Özellikle de patlıcanlı olanı!!
Muskat, Hint Cevizi olarak da bilinir, baharatçılarda rahatlıkla bulunur.
Malzemeler:
4 adet patlıcan
4 adet patates
1 adet kuru soğan
3 diş sarmısak
500 gr. dana kıyma
1 yemek kaşığı domates salçası
Yeteri kadar tuz ve karabiber
1 bardak rendelenmiş taze kaşar peyniri

Beşamel sos için malzemeler:
250 gr. tereyağ
4 yemek kaşığı un
500 ml. süt
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı muskat cevizi

Yapılışı:
Aslında çok bilindik bir tarif olan Patlıcan Graten'in buradaki en büyük farkı beşamel sosunun içinde muskat cevizinin olması. Muskat cevizi patates püresine de müthiş yakışan bir baharattır. Kendisine Hint Cevizi de denir. Ağacı, portakal ağacına benzer. Özellikle Karayipler bölgesinde ve Grenada'da yetişir. Bu kısa genel kültür notundan sadede gelelim ve tarife geçelim. Patlıcanlar alacalı soyulduktan sonra yaklaşık olarak 1 cm kalınlığında kesilerek tuzlu suya konur. Bu işlem her patlıcan kızartması öncesi yapılmalıdır aksi takdirde kızartma inanılmaz bir şekilde yağ çeker. Bu arada patatesler de soyulur ve patlıcanların dilim boylarına uygun olarak oval şekilde kesilir. Önce patatesler kızgın yağda kızartılır ardından da iyice kurutulmuş patlıcanlar kızgın yağda altın sarısı bir renge büründürülür. Sebzeler yağlarından kurtarılmak üzere kağıt peçete serilmiş genişçe bir tabağın içinde beklemeye alınır. Sıra kıymalı harçta, bunun için soğanlar ve sarımsaklar ince ince kıyılır, içerisine 2-3 yemek kaşığı zeytinyağı konmuş kızgın bir tencerede ortalama ateş ayarında karamelize olana kadar kavrulur. Domates salçası ve dana kıyması da eklendikten sonra tuzu karabiberi katılarak tüm malzemeler iyice çevrilir. Harç, soğuyana dek bir kenara alınır.

Beşamel sosun yapılışı: 
250 gr. tereyağ bir tencerede yakılmadan eritilir ve hemen ardından da un eklenir. Un, kokusu geçinceye kadar kavrulur. Soğuk süt ve yeterince tuz da eklendikten sonra sos, orta ateşte bir çırpma teliyle ara vermeksizin karıştırılır. Sos, göz göz olmaya başlayınca (kaynama ibareleri gösterdiği ilk anda) karabiberi ve muskat cevizi de içine katılır, ocağın altı söndürülür. Baharatları en son koymamızın nedeni tatlarının uçmamasını sağlamak. Emin olun muskatın kokusu muhteşem gelecek, mutfağınızı şenlendirecek!

Ve işte şimdi birleştirme zamanı!!! Fırın, önceden 180 derece civarında ayarlanır. Bir fırın tepsisinin zeminine önce kızartmış olduğumuz sebzeler sırayla dizilir. Üzerine kıymalı harçtan boca edildikten sonra beşamel sos döşenir. Ardından aynı sıra yine uygulanır ve en üst kısıma da rendelenmiş taze kaşar ya da mozarella dilimleri yerleştirilir ve tepsi fırına verilir. Ben mozarella kullandım, lezzeti mükemmel oldu. Yemek, fırında 15 dakika iyice ısındıktan sonra fırının ızgara kısmı açılarak peynirlerin iyice eriyip hafif de kızarması beklenir ve işte Patlıcan Graten sofraları süslemek üzere hazır ve nazırdır. Afiyet olsun!

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Portakal Çiçeği Aromalı Kurabiyeler

Evinizin mis gibi portakal çiçeği kokmasını mı istiyorsunuz? Doğru sayfadasınız. İstanbullular'dan ziyade, güney bölgelerde yaşayanlar çok daha yakından tanırlar portakal çiçeğini. Muhteşem bir kokusu vardır. Bir tanesi bile minicik bir çay bardağının içinde bütün evin misler gibi kokması için yeterlidir. Maalesef biz İstanbullular bu eşsiz doğal parfümden yoksunuz. Çünkü iklim portakal ağaçları için müsait değil buralarda. Geçen Ocak ayında Cezayir'e yaptığımız seyhatte oranın da bir Akdeniz ülkesi olmasından dolayı iklimin portakal ağaçları için ne kadar ideal olduğunu gördüm. Öyle ki sokaklar ve caddeler portakal ağaçlarıyla  bezenmişti. Ancak mevsim kış olduğu için portakal çiçeğiyle rastlaşamadık ve bir başka bahara bıraktık kendisini. Marketlere yaptığımız ziyaretlerde portakal çiçeği şurubu çok ilgimi çekti doğrusu. Meğer Cezayirliler bu şurubu bütün tatlılarında ve hamur işlerinde kullanıyorlarmış. Kapağını açıp ilk kokladığınızda kokusunun portakal çiçeğiyle hiç alakası yok aslında. Saf olarak kokladığınızda sanki bir sabun kokusunu andırıyor. Dolayısıyla satın alıp almamakta tereddüt ettim önce. Ve fakat "deneyimlemeden nasıl anlayacağım?" sorusuyla birlikte bir şişe atıverdim sepete. Ocak ayından bu yana kısmet düneymiş. Dün öğleden sonra Minikle birlikte şekilli kurabiyeler yapmaya karar verdik. İçine de bizim portakal çiçeği şurubundan katmayı planladık. İnternette kısa bir kurabiye tarifi araştırma turundan sonra hemen malzemeleri biraraya getirmeye başladık. Ancak bizim hamur, tarifin dışında portakal çiçeği şurubu da içereceğinden yazılı tarifte küçük bazı değişiklikler yaptık. Lafı fazla uzatmaya gerek yok, hemen malzemelere ve tarife geçelim.

Malzemeler:
1 adet yumurta
1 bardak yoğurt
1 bardak pudra şekeri
1 bardak sıvı yağ
1 kahve fincanı portakal çiçeği aroması
3 yemek kaşığı tereyağ
1 paket kabartma tozu
1 tatlı kaşığı tarçın
Ve aldığı kadar un

Yapılışı:
Un haricinde tüm malzemeler güzelce karıştırılıyor. Azar azar un eklenerek hamur için gerekli kıvam elde edildikten sonra düzgün bir tezgah üzerinde bir merdane yardımıyla 1 cm. kalınlığında açılan hamur artık şekiller için ideal zemini oluşturmuş duruma gelmiş oluyor. İşte en eğlenceli kısım. Hayal gücünün devreye girdiği an... Dilediğiniz şekillerdeki kalıpları hamurun üzerine bastırarak kurabiyeleri hazırlıyorsunuz. Hepsini tek tek tepsiye dizdikten sonra (2 tepsi çıkıyor) önceden 180 derceye ısıtılmış fırında 15-20 dakika kadar pişmeye bırakıyorsunuz. Çok basit ve lezzetli bu kurabiyeler portakal çiçeği şurubu olmadan da pişirilebilir elbette. Mesela biraz limon kabuğu ve badem tozuyla da muhteşem olacaktır. 
Afiyet olsun.

1 Temmuz 2012 Pazar

Kuşkonmazlı Kiş

Eşim kuşkonmaza bayılır. Dolayısıyla içinde kuşkonmaz yer alan tarifler de favorisidir. Ancak yurtdışında kolaylıkla marketlerde domates salatalık gibi bulunabilen bu sebze maalesef ülkemizde zor bulunuyor. Daha doğrusu büyük marketlerde bulunabiliyor da fiyatı el yakıyor! Geçen gün eşim sevinç içinde eve geldi ve o da ne? Elinde bir demet kuşkonmaz!! Uygun fiyata bulabildiği için hemen kapmış bir demet ve akabinde siparişi de gecikmedi: Kuşkonmazlı kiş! Ehhh emir büyük yerden, ne yapacağız kolları sıvıyacağız ve hemen kuşkonmazlı kişin yapımına girişeceğiz elbette. Valla nasıl oldu derseniz bence çok lezzetli bir kiş oldu. Bugüne kadar özellikle kış aylarında pırasalı kiş deneyimim olmuştu, ancak kuşkonmazlı kişi ilk kez yapacaktım. Biraz internette araştırma yaptıktan sonra en makul malzemeli olan bir tariften yola çıkarak kendi kiş tarifimi oluşturdum. İşte tarif geliyor:


İÇİ İÇİN MALZEMELER:
1 adet kuru soğan
2 adet yumurta
Yarım paket taze krema
250 gr. kadar böreklik beyaz peynir
1 demet kuşkonmaz


KİŞ HAMURU İÇİN MALZEMELER:
4 yemek kaşığı tereyağ
1 su bardağı un
3 yemek kaşığı buzlu su
Yeteri kadar tuz ve karabiber


İşe önce hamuru hazırlamakla başlamakta fayda var çünkü buzdolabında dinlenmesi gereken bir hamur bu. Yukarıda saydığım tüm hamur malzemelerini bir kapta kulak memesi kıvamına gelince bir strece sarıp yarım saatliğine buzdolabına kaldırıyoruz. Bekleme sırasında kuşkonmazları ayıklayabiliriz. Bir tarafta da kuru soğanı ince ince doğrayıp bir tavada karamelize olacak şekilde kavuruyoruz. Ardından bir kabın içine 2 yumurtayı kırıp kremayı ekledikten sonra iyice çırpıyoruz ve içine beyaz peyniri ekleyerek ezmeye başlıyoruz. Çok fazla ezmeye gerek yok çünkü fırında sıcaktan zaten eriyerek kıvamını buluyor. Peynirli bu karışıma karamelize ettiğimiz soğanları da biraz ılındıktan sonra ekliyoruz. İç malzemeler hazır. Dolaptan yeterince dinlenmiş olan kiş hamurunu çıkarıyoruz. Buzdolabından çıktığı haliyle çok sert olacaktır telaşa gerek yok. Biraz tezgah üzerinde bırakın o kendine gelecektir. Hamur yumuşayınca unlu bir tezgahta kiş kalıbının ölçülerine göre merdaneyle onu açıyoruz. Düzgünce kalıbın içine yerleştirdikten sonra daha önceden 180 dereceye ayarladığımız fırına atıyoruz ancak sadece 15 dakikalığına. Bu arada hamurun kabarmaması gerekiyor. Bunun için hamurun üzerine yağlı kağıt serip üzerini nohutlarla dolduruyoruz. Bu şekilde hamur fırında kabarmadan 15 dakika pişiriliyor. Piştikten sonra içerisine hazırlamış olduğumuz yumurtalı peynirli karışımın yarısını döküyoruz ve üzerine temizleyip soyduğumuz kuşkonmazları diziyoruz ve onun üzerine geri kalan iç malzemeyi boca ediyoruz ve doğru yine 180 derecelik fırına. Yaklaşık olarak 35 dakika sonra nefis kokular yükselmeye başlıyor ve işte kuşkonmazlı kiş afiyetle yenmek üzere hazır. Yanına bir de yeşil salatayla tam bir öğün olabilecek bu kiş kolay yapımıyla bundan sonra mutfak mönülerimde yer alacağa benziyor.
Afiyet olsun!

18 Haziran 2012 Pazartesi

Çilekli-Pudingli Pasta

Aslında her zaman dile getiririm tatlıyla aram yoktur diye. Tuzlu daha çok tercih ediyorum. Fakat bizim minik çilek delisi olduğu için ve bu aralar da çileğin bitmesi yakın olduğundan bir çilekli pasta yapalım dedim. Tabii Babalar Günü'nün de bunda rolü büyük. Yani tam bir Babalar Günü pastası... Enfes, hafif, leziz... Lezzetine doyum olmayan bu pastanın tadına bakmak isteyenler, haydi taptaze çilekler manavlardan el etek çekmeden doğru mutfağa!!!!!!!!


Pandispanya hamuru için malzemeler:

3 adet  yumurta
1 çay bardağı toz şeker
1 su bardağı un
1 paket vanilya
Yarım paket kabartma tozu


Krema için malzemeler:
1 paket hazır vanilyalı puding (Ben Dr. Otker kullandım)
Yarım paket kadar iyice çırpılıp sertleştirilmiş taze krema


En önemli malzeme:
250 gr. çilek


Pastanın yapılışı:
Karıştırma kabına 3 adet yumurtanın beyazını kırın ve bir çimdik tuzla kar haline gelinceye dek çırpın. Ardından yumurta sarılarını ve şekeri de ilave edip karışımı homojen bir hale getirin. Üzerine 1 su bardağı un, 1 paket vanilya, yarım paketten az kabartma tozunu da ilave edip mikserle çırpmaya devam edin. Fırın tepsisine yağlı kağıt yerleştirin.Üzerine rulo pastanın hamurunu güzelce yayın ve önceden ısıtılmış olan 200 derecelik fırında 7 dakika kadar pişirin. Tam 7 dakikada pastanın pandispanyası hazır bile. Pandispanya fırında pişerken bir yandan da şu hazır vanilyalı pudinglerden pişirmeye başlayın. Püf noktası: Bu puding, pastacı kreması yerine geçeceği için daha yoğun kıvamlı olmalı. Dolayısıyla paketin üzerinde yazan süt miktarını 250 ml. azaltarak yani yaklaşık 500 ml. süt olarak kullanın. Aksi takdirde cıvık bir kremanız olur. Bir diğer lezzet püfü ise: Puding pişip iyice soğuduktan sonra içine yaklaşık yarım paket olmak üzere mikserle kabartacağınız taze kremadan ekleyin. Tadı çok fark ediyor inanın. Şimdi gelelim pastamızı oluşturmaya. İşin en keyifli anına (: Dikdörtgen olan pandispanyayı 3 eşit parçaya bölün. İlk parçaya kremadan sürün ve üzerini dilimlenmiş çileklerle kaplayıp üzerine ikinci pandispanya parçasını oturtun ve yine kremayla kapladıktan sonra çilek dilimlerini dizin ve en üste üçüncü pandispanya parçasını yerleştirerek pastanın her yanını kalan kremayla kaplayın. Üzerini dilediğiniz gibi süsleme lüksüne sahip olduğunuz pastanız artık hazır. Sadece buzdolabında 1-2 saat dinlenmeye ihtiyacı var. Yapımı çok kolay, çok kısa zamanda hazır oluyor, lezzeti ise dayanılmaz!!! Afiyet olsun!!

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Bu Mücver Başka Mücver

                                                                     
 Mücver lezzetli bir yemek olduğu kadar yapımı da çok basit olan bir yemektir. Peki, bu mücver neden başka mücver? Çünkü içinde yok yok... Birazdan malzemeleri sayarken de ortaya çıkacak ne kadar zengin olduğu. Hem lezzetli hem faydalı. Klasik mücver gibi ana malzemesi kabak ve dereotu elbette. Fakat ben evde mücverin içine yakışabilecek ne varsa koydum ve sonuç enfes! Yaz mevsiminin başlamaya çalıştığı şu günlerde ağız tadıyla yenebilecek keyifli yemeklerden biridir mücver. İçinde sebze olduğu için çocukların da yiyebileceği yiyecekler listesinde yer alır. Hele bir de bolca yoğurt eklendiğinde tadına doyum olmaz... Özellikle sarımsaklı yoğurt... Sözü fazla uzatmayalım hemen malzemelerine ve yapımına geçelim:

Malzemeler:
2 adet kabak
1 Adet havuç
1 adet patates
1 adet kuru soğan
Yarım demet dereotu
Yarım demet maydanoz
2 yemek kaşığı kuru nane 
3 adet yumurta
1 cup (250 ml.) un
Yarım paket kabartma tozu
Yeteri kadar tuz, karabiber ve toz paprika
Aslında mücvere fesleğen de çok yakışıyor ama evde yoktu maalesef dolayısıyla dileyen taze ya da kuru fesleğen de ekleyebilir bu malzemelerin içine.

Yapılışı:
Önce soğan bir güzel ince ince doğranır ve kabın içine atılır. Ardından, dereotu incecik doğranarak kabın içine gitmeye hak kazanır. Sıra sebzelerde... Dilediğiniz sırada tüm sebzeleri (kabak, havuç, patates) rendeleyerek kabın içine ekleyebilirsiniz. Son olarak da 3 yumurta, un ve kabartma tozu ile baharatlar da kabın içine gittikten sonra bir yemek kaşığıyla tüm malzemeler homojen bir hale gelene kadar karıştırılır. Karışımın görüntüsü ilk resimdeki gibi olmalıdır, ne çok sulu ne de çok hamur hamur. Bir püf noktası: Kabağın kabuklarını soymayın, boşuna kabuktaki vitaminleri çöpe atmaya gerek yok. Mücver karışımı kızgın yağda altın sarısı rengi alıncaya kadar kızarmaya hazır. Bir püf noktası daha: Yağ kızgın olmalı ama çok da yüksek ateşte olamamalı. Eğer ateş çok açık olursa bu sefer mücverlerin dışı hızla kızarıyor ve içleri çiğ kalabiliyor. Kısacası ateş ayarı önemli. Artık mücveriniz hazır. Afiyet olsun...

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Arjantin'den Mate Çayı Fincanı


Mate çayı Arjantin'e özgü bir bitki. Çobanpüskülü cinsinden çalımsı ya da küçük ağacımsı bir bitkinin yapraklarının kurutulmasıyla elde ediliyor Mate çayı. Şimdi nerden çıktı bu mate çayı ve bardağı? Şurdan çıktı; bir kaç hafta evvel televizyonda Arjantin'le ilgili bir belgeselde gördüm bu çayı. Yemeğin ardından geleneksel olarak getirildiği gibi parklarda bahçelerde bütün Arjantinliler'in elinden düşürmediği bir çaymış bu. Açıkçası çaydan ziyade üzeri kimi zaman gümüş olmak üzere değişik desenlerle süslenmiş sukabağından bardağın tasarımı daha çok ilgimi çekti. Resimde görünen pipetin ucunda bir süzgeç var, mate çayının yaprakları ağıza gelmesin diye tasarlanmış. Bu arada pipet metal. Dolayısıyla içecek çok sıcak hazırlanmıyor. Yoksa aşırı sıcaktan keyif acıya dönüşebilir. Bardağın içine bol miktarda mate yaprakları konduktan sonra kaynatılmamış su ekleniyor ve demlendikten sonra da çay hazır hale gelmiş oluyor. İsteyen e-bay ya da Amazon gibi alışveriş sitelerinde bu şirin bardağı bulabilir. Ben şimdiden evin hangi köşesine koyabilirim diye düşünmeye başladım bile ((: