TV Dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TV Dünyası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2013 Perşembe

Sebzeli Türlü

 Geçen gün Digitürk'ün platformunda yayınlanan "Her Şey Tadında Programı"nda, şef Eyüp Kemal Sevinç tarafından pişirilen "Taze Kekikli Türlü" yemeği, görüntüsü itibariyle beni cezbetti. Genelde böyle zor tarifler için mutfağa zor girerim... Ama gel gör ki lezzeti ve besleyiciliği açısından beni ikna etmeyi başardı bu tarif.  Sebzelerin pişirilme evreleri açısından biraz meşakkatli bir tarif olasa da pişirmeye ve her türlü emeğe değer. 

Televizyonda izlediğim tariflerin leziz görünümlerinden etkilenmenin yanı sıra lezzetlerini de hissedebilmenin önemli olduğuna inanıyorum. Örneğin, bir televizyon programında bir yemek yapılıyor. O yemeğin lezzeti önce damağımda canlanıyor ve evde kendim o tarifi uyguladığımda elde ettiğim sonuç tahminimdeki lezzeti yakaladıysa olay bitiyor!

İşte türlü yemeğinde de kural bozulmadı. Damağımdaki lezzet ile yemeği yaptıktan sonraki lezzet birbiriyle birebir örtüştü. Lezizdi, lezizzzz...
Tek fark şef, reçetesinde taze kekik ve taze kereviz yaprağı da kullandı ama benim tarifte kereviz yaprağı yok, kekik olarak da evde bulunan kuru kekiği tercih ettim. 

Malzemeler:
 

500 gr. kuzu kuşbaşı
1 adet patlıcan
1 adet kabak
2 adet havuç
2 adet patates
1 adet soğan
1 su bardağı iç bezelye
1 su bardağı su
3 yemek kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı biber salçası
Kekik

Tuz
Karabiber


Yapılışı:

İlk önce piyaz doğranmış soğanları düdüklü tencerenin içinde kavurdum, biber salçasını da koyduktan sonra biraz daha çevirdim soğanları. Hemen ardından kuşbaşı etleri attım tencereye. Onları da hızlı hızlı çevirdikten sonra cak suyu ekleyim tencerinin kapağını kapattım ve düdükten buhar çıktıktan sonra düdüğü indirip ocağın altını ölü gözü diye tabir edilen çok kısık ateşe getirdim. Etleri yaklaşık 2 saat pişmeye bıraktım. 
Etler düdüklü tencerede bir güzel pişerken önce küp küp doğradığım patatesleri ardından yine küp küp doğradığım patlıcanları kızarttım. Onları peçete serdiğim bir kabın içine koyduktan sonra bir tavada küp küp doğradığım havuçları zeytinyağında çevirmeye başladım. Havuçlar biraz kızardıktan sonra yine küp küp doğradığım kabakları ilave ettim. Kabaklar hızlı kızardığı için onları havuçtan sonra koydum. Tavaya son olarak da dondurulmuş bezelyeleri ekledim yaklaşık 5 dakika sonra da ocağın altını kapattım. Üzerine kuru kekiği ektim. 2 saat sonra etler pişince tüm sebzelerle etleri bir fırın kabında buluşturdum. Bu arada yemeğin tuzunu ve biberini de unutmadım. Yaklaşık olarak 200 derece fırında 15 dakika kadar daha pişirdim yemeği. İşte bu kadar... Sonuç leziz... Bu arada "yanında neyle servis edilebilir acaba?" sorusuna cevap: Kuskus ((: Ama bizim kuskustan... Pilavdan daha çok yakışıyor inanın...
Afiyet olsun.   

19 Mart 2013 Salı

"The Killing"... (2011)

Hangi dizi? Neyi izlesem? Şöyle keyifli bir gerilim-polisiye nasıl olur? Ama nereden bulacağım?? "Lost"tu, "Prison Break"ti derken şöyle iyi bir drama... Nerde? Amaaaan... Derkeeeen... Kendi iç sesimle başbaşa kalmışkeeeen... Tesadüf eseri, internette gezinirken karşıma çıktı işte iki sene önce iki sezon olarak yayınlanmış bu dizi. Biraz kurcaladım, yorumlara baktım ve son olarak 7.4'lük IMDB puanıyla beni cezbetti. Bu aralar şöyle iyi polisiye dizi arayanlara ya da adını duyup da seyretmemiş olanlara şiddetle tavsiye ediyorum. 

İki sezon boyunca olaylar zinciri tek bir olay etrafında; "Rosie Larsen adlı 17 yaşındaki bir kızın cinayeti" etrafında gelişiyor ve dallanıyor hatta budaklanıyor. İşin içine bir de 20-25 gün sonra gerçekleşek Seattle belediye seçimleri girince katili bulmak epeyce zorlaşıyor. Çetrefilli işler arap saçı oluyor... Kahramanlar: Dedektif Linden (Mireille Enos) ve partneri dedektif Holder (Joel Kinnaman)...

The Killing, Danimarka'da gösterilen "Forbrydelsen" adlı dizinin uyarlamasıymış aslında. Dizi, dramatik yapısıyla uyumlu karanlık ve koyu mavi çekimler yüzünden  biraz iç karartıyor gibi olsa da olayların içine bir kere girdiğinizde soluksuz izletebiliyor kendini. 

Katili bulma hikayesinin yanı sıra Rosie'nin ailesinin hikayesini, tam evlenmek üzere şehri terketmeye ve mesleğini bırakmaya hazırlanan ancak bu olayla burun buruna gelip evliliğini bile iptal edebilecek derecede işine bağlı dedektif Linden'ın hikayesini, onun 14 yaşındaki oğluyla olan ilişkisini ve bir yandan da belediye seçimlerine hazırlanan ancak yine olayların akışından kaynaklı başına talihsiz bir kaza gelen Darren Richmond'ın hikayesini de izliyoruz. Hikayeler arasındaki başarılı geçişler, birbirleri arasındaki örgüler, tek konu olmasına rağmen 2 sezonun da heyecanla izlenmesini sağlıyor bence. 
Hadi gözatın... Kaybedecek bir şey yok... Ama eminim saracak!!!

19 Eylül 2012 Çarşamba

Kıvanç Tatlıtuğ ve "Kuzey Güney"

Yok yok yok …. Daha fazla dayanamayacağım…. "Gümüş", "Menekşe ile Halil", "Aşk-ı Memnu", araya sıkışmış "Ezel dizisindeki 8 karakteri" ve şimdi de Kanal D ekranlarında her çarşamba seyirciyi ekrana kilitleyen dizi "Kuzey Güney"de Kuzey Tekinoğlu... Bu nasıl bir oyunculuk? Bu nasıl rolüne sahiplenmek? Bu nasıl bir enerjiyi seyirciye geçiriş?? Bu nasıl o karakterden çık bu karaktere gir ruhu? Bu nasıl bir meslek aşkı? Bilmiyorum… Kendisi daha iyi bilir… Yok “sokaklar” arasında ezilmiş, yok “yüzyıllar” arasında kalmış… Hiiiiiç önemli değil!! Reytingleri ez geç! Oyunculuk mu? İşte budur! Son nokta!!! Bence gelmiş geçmiş en iyi “Drama Oyuncusu” Kıvanç Tatlıtuğ! (sanırım bu yazıdaki tüm cümleler ünlem işaretiyle bitecek)! Seni ayakta alkışlıyorum Kıvanç! Tarif için kelime bulmakta güçlük çekiyorum! Özellikle birilerine benzetme konusuna hiç girmiyorum! Çünkü şu koskoca Türk dizi ve filmleri piyasasında alternatif bulamıyorum açık söyleyeyim! Zaten belli kalıplara sokup çıkartmaktan yana hiç değilim! Bir rolün karakterinin enerjisi beyaz ekrandan evin içine nasıl capcanlı, dipdiri girebilir? Örnek veremiyorum bile!! Sen bu diziyi tek başına sırtında mı taşıyorsun nedir???? Türk sinemasının köklü aktrisleri olan Zerrin Tekindor, Hale Soygazi’ye haksızlık etmek istemiyorum elbette. Ancak dizinin adı üzerinde “Kuzey Güney”… Buğra Gülsoy da çok başarılı. “Fatmagül’ün suçu ne?”deki Vural karakterinden hop diye çıkıp Güney Tekinoğlu karakterine bürünmek kolay iş değil elbette… Amaaaaa Kıvanç Tatlıtuğ yüreğinden, ruhundan gelen oyunculuk yeteneği ile tüm dizinin lokomotifi olmuş durumda!!!! (Bol ünleme devam) Umarım sınırlar sadece Türkiye içerisinde kalmaz. Umarım yurtdışında da başarılı projelere imza atar. Kendisini zaman zaman izlerken Amerikan menşeli bir dizinin ya da filmin karesi içerisinde hayal ediyorum ve o kadar çok yakışıyor ki!!!!! Tanrı “yürü ya kulum” demeye görsün. Beyaz cam nelere kadir hepimiz şahit olacağız diyorum ve burada noktayı koyuyorum.

24 Nisan 2011 Pazar

NEBAHAT ÇEHRE Mİ? MELISSA LEO MU?


27 Şubat 2011'de 83.'sü düzenlenen Oscar töreni her ne kadar silik geçmiş olsa da ödüllerin hakkıyla dağıtıldığını düşünüyorum. En iyi örnek de Melissa Leo'nun The Fighter filmiyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü alması. Kırmızı halı geçidi de bence törenden daha renkli görüntülere sahne oldu. Klasik bir olay halini alan kırmızı halıda en çok ilgimi çeken isim Melissa Leo'ydu. Aslında o ana kadar adını hiç duymamıştım (ne utanç verici). Kendisi 1960, New York doğumlu. Tam 51 yaşında ve törende üzerine oturan, yaşıyla orantılı tasarlanmış o kadar hoş bir elbise giymişti ki gerçekten çok beğendim. Biraz araştırdıktan sonra kıyafetinin Marc Bouwer imzası taşıdığını öğrendim. Üzeri minik aynalarla süslenmiş (hiç abartılı olmamış), dantelden bir elbise... Gerçekten çok hoş durmuştu. Üstelik ödülü aldıktan sonra aynalar daha bir ışıl ışıl parlıyordu sanki. Göğüs dekoltesi de yine yaşına orantılı olarak oldukça ölçülü bir biçimde düşünülmüştü. Tek kelimeyle muhteşemdi! Bu arada filmi henüz izleyemedim ancak bir kaç kare görme şansım oldu. Başrollerini Marc Wahlberg ve Amy Adams gibi ünlü isimlerle paylaştığı The Fighter filminde sanki kırmızı halıda uçuş uçuş yürüyen Leo değildi. İnanılmaz bir değişim ve tam anlamıyla rolüne bürünme... İşte bu dedim. Her yönüyle muazzam bir oyunculuk. Şimdi bunun üzerine yukarıda koymuş olduğum Nebahat Çehre fotoğraflarının nedenini açıklayabilirim: Bizde oyuncular neden hiç değişmez hem sokakta, hem evde, hem medyada, hem dizilerde, sinemalarda aynı fiziki görüntüye sahip olurlar? İşte bakın soldaki Nebahat Çehre, bir magazin programında kendi haliyle görülüyor. Sağdaki Nebahat Çehre ise kanal D'nin geçen sezon reyting rekorları kıran Aşk-ı Memnu dizisinin setinden bir görüntü. Allah aşkına ikisi arasında ne kadar fark var? Hiç... Biri Nebahat Çehre diğeri ise Firdevs Yöreoğlu. Bu durum sadece Nebahat Çehre için geçerli değil, genelde bütün Türk oyuncular için özellikle bayan oyuncular için geçerli. Mesela Özgü Namal, mesela Tuğba Büyüküstün, mesela Hazal Kaya, hepsinin tipi tüm oyunlarda aynı, ne saç biçimleri değişmiş ne de saç renkleri... Neden yabancı oyuncular bir sinema filmi ya da televizyon dizisinde rolleri gereği bambaşka bir görünüme girerler de biz de böyle olmaz anlayamıyorum... Herhalde "Image Maker"ların işi ne diyebilirim ki?

15 Ekim 2010 Cuma

HER ŞEY TADINDA...

"Her Şey Tadında", Digiturk'ü olanlar bilir Turkmax'ta hafta içi hergün saat 11.30-13.45 arasında yayınlanan Jess Molho ve Sena Keçeli'nin içten sunumuyla son derece keyifli bir program. Eyüp Kemal Sevinç'in lezzetli mi lezetli, tam anlamıyla görsel şölen sunan yemeklerini de es geçmemek gerekir. Ayrıca programa katılan ünlüler de bu hoş sohbete renk katıyor. Kaç tane program var ki bu kadar samimi ve içten? Sanki evinize misafir çağırmışsınız gibi. Üstelik bir de interaktif. Facebook'ta hesabınız varsa (onlar facebook adını veremiyorlar sosyal platform diyorlar) "Her şey Tadında" grubuna katılıyorsunuz ve başlıyorsunuz mutfak dedikodusuyla ilgili yorumlarınızı yazmaya. Birbirinden ilginç fikir paylaşımlarıyla sabah sabah neşeleniyorsunuz, içiniz açılıyor. Valla böylesi kaliteli programları desteklemeli ve izlemeye devam etmeli. Hatta program bitimine son 15 dakika kala katılmak isteyen izleyicileri davet ediyorlar. Sevgili Jess ile Sena'nın tatlı sohbeti eşliğinde Eyüp Kemal Sevinç'in enfes yemeklerini tatma şansı buluyorsunuz. Ben şahsen katılmak istiyorum hatta yanımda favori olan bir yemeğimi de onlarla paylaşmak için yanımda götürmek istiyorum. Bakalım önce bir motive olayım da (: Malum canlı yayın...

9 Nisan 2010 Cuma

AŞK-I MEMNU NEREDE ÇEKİLİYORMUŞ?


Burası Sarıyer, Piyasa Caddesi: Kanal D ekranlarında her perşembe akşamı reyting rekorları kıran Aşk-ı Memnu dizisinin çekimlerinin yapıldığı mekan. Burası Rahmi Koç'un 1895 yılında inşaa edilmiş olan 3 katlı ve 10 odalı yalısı. Bu fotoğraf çekildiğinde muhtemelen dizinin iç mekan çekimleri yapılıyordu diye düşünüyorum. Kapının tam önüne park etmiş olan kamyon, çekim için kullanılan araçlardan biriydi sanırım.

24 Mayıs 2009 Pazar

VE FİNAL...

Şok! Gerçekten bunca zamandır izlediğim dizinin bu şekilde sonlanması beni çok üzdü. Çünkü böyle bir sonu hakketmeyen bir temposu vardı. Yani herşey bir çırpıda oldu bittiye geldi. Aradan 4 sene geçti, bunca koşuşturma, bunca ölümlerden dönme, bunca kaçmaca-kovalamaca, bunca macera bir çırpıda bitti... Offf... Olmadı yaaaa!! Ama bir müjde, okuduğum bir habere göre yapımcılar 15 Temmuz 2009'da piyasaya çıkacak bir ekstra DVD hazırlıyorlarmış. Bu son 4 senede neler olup bitti daha iyi anlayabilmemiz için. Sabırsızlıkla bekliyorum. Geri sayım başlasın!! (:

28 Nisan 2009 Salı

PRISON BREAK!

İşlemediği bir suç yüzünden idam cezasına mahkum bir adam ve onu kurtarmak için kendini hapise attıran süper zeka bir kardeş. Illinois Fox River hapisanesinden akıl almaz bir kaçış ve zincirleme gelişen, içiçe geçen tehlikeli oyunlar, cinayetler... Kim kimin hesabına çalışıyor? Kim kimi kolluyor? Kim kimi tuzağına düşürmeye çalışıyor? Çok heyecanlı ve sürükleyici bir dizi, PRISON BREAK. Her bir bölüm bir nefeste bitiveriyor sanki. Geç keşfettik ama nihayetinde tanıştık. Hafızam beni yanıltmıyorsa biz tam Ekaterinburg'a gitmeden hemen önce 2006 yılının nisan ayında CNBC-e'de yayınlanmaya başlamıştı. "Amaaaan hapisane dizisi mi? Kim seyreder? Ne sıkıcıdır!" dediğimi hatırlıyorum. Hem de hiç seyretmeden! Sanırım o dönem benim gibi düşünenlerin sayısı epey yüksekmiş ki CNBC-e' de oynamıyor artık. Yazık! Başrollerini Wentworth Miller (Michael Scofield) ve Dominic Purcell'in (Lincoln Burrows)oynadığı Prison Break, şu aralar Amerika'da kanal Fox'da 4. sezonunu oynuyor. Söylenene göre 6 sezon sonunda da bitiyor. Bana göre şu anda Lost'tan sonra ikinci sırada geliyor.

http://www.youtube.com/watch?v=LVps2Za3D7s