28 Nisan 2009 Salı

PRISON BREAK!

İşlemediği bir suç yüzünden idam cezasına mahkum bir adam ve onu kurtarmak için kendini hapise attıran süper zeka bir kardeş. Illinois Fox River hapisanesinden akıl almaz bir kaçış ve zincirleme gelişen, içiçe geçen tehlikeli oyunlar, cinayetler... Kim kimin hesabına çalışıyor? Kim kimi kolluyor? Kim kimi tuzağına düşürmeye çalışıyor? Çok heyecanlı ve sürükleyici bir dizi, PRISON BREAK. Her bir bölüm bir nefeste bitiveriyor sanki. Geç keşfettik ama nihayetinde tanıştık. Hafızam beni yanıltmıyorsa biz tam Ekaterinburg'a gitmeden hemen önce 2006 yılının nisan ayında CNBC-e'de yayınlanmaya başlamıştı. "Amaaaan hapisane dizisi mi? Kim seyreder? Ne sıkıcıdır!" dediğimi hatırlıyorum. Hem de hiç seyretmeden! Sanırım o dönem benim gibi düşünenlerin sayısı epey yüksekmiş ki CNBC-e' de oynamıyor artık. Yazık! Başrollerini Wentworth Miller (Michael Scofield) ve Dominic Purcell'in (Lincoln Burrows)oynadığı Prison Break, şu aralar Amerika'da kanal Fox'da 4. sezonunu oynuyor. Söylenene göre 6 sezon sonunda da bitiyor. Bana göre şu anda Lost'tan sonra ikinci sırada geliyor.

http://www.youtube.com/watch?v=LVps2Za3D7s

22 Nisan 2009 Çarşamba

BARCELONA

Bizimkiler yani annem ve babam bugün saat 14.00 uçağıyla kız kardeşimi ziyaret için İspanya’nın en güzel şehri (bence) Barcelona’ya uçtular. Hatta 3 saat 15 dakikalık uçak yolculukları halen devam ediyor. Ben de gitmek ister miydim? Eveeeeeet!!!! Ben de canım kardeşimi görmeye Barcelona’ya gitmek isterdim. Herkül’le boğuşmaya Barcelona'ya gitmek isterdim. Ramblas’da turlamak, Plaza Catalunya’daki kafelerden birinde kahve molası vermek, Passei de Gracia’da Pedrera’nın önünden geçerken her zamanki gibi “ne dahi adammış şu Gaudi” demek, yer altında metro istasyonları arasında mekik dokumak, Sants Caddesi’ni baştan sona yürümek, Ramblas’nın arka sokakları Bario Gottic’te ki birbirinden büyüleyici mağazalara girip çıkmak, Grand Via’daki alışveriş merkezinin avlusunda bir sandöviç atıştırmak, Montjuic Tepesi'nden güneşin batışını izlemek, birbirinden leziz tapas’lardan tatmak, Valor’da “churros”umu sıcak çikolatanın içine batırmak, Maremagnum’da iça çıcı teknelerin manzarası eşliğinde dolaşmak isterdim elbette! Ama kısmet. Gönül her şey bir arada olsun istiyor ama bu pek mümkün olmuyor ne yazık ki. Umarım en azından bizimkiler oranın keyfini doya doya yaşarlar ve çok mutlu bir tatil geçirirler. Darısı başımıza artık (:

10 Nisan 2009 Cuma

TATLI EKŞİ SOSLU TAVUK

Çok uzun zaman oldu biliyorum. Ama yazamadım işte. Yazmak istedim yine olmadı, olamadı... Nihayet, geçen gün Çin restoranlarında, hatta hangi Uzakdoğu restoranına gitsem her daim sipariş verdiğim ve hiç sıkılmadan afiyetle yediğim "sweet and sour sauce chicken" (tatlı ekşi soslu tavuk) tarifini buldum. Bulmakla kalmadım bir de denedim! Sonuç? Kelimelerle tarif edemeyeceğim bir lezzet! Sanki az önce bir Çin restoranını aramışım da spariş vermişim! İşte bu Uzakdoğu'dan soframıza gelen lezzetin sırrı:

MALZEMELER:
3 adet kemiksiz tavuk göğsü
1 yemek kaşığı soya sosu
2 çay kaşığı susam yağı
Kızartmak için sıvı yağ
Tempura karışımı: Tepeleme 3,5 yemek kaşığı un, 1 yemek kaşığı mısır unu, yarım çay kaşığı tuz ve bir kaç buz eşliğinde 200 ml. buz gibi maden suyu. Bu karışım asla çok karıştırılmaz. Bırakın pütürler içinde kalsın.
1 tane yeşil biber
1 tane havuç
2 diş kıyılmış sarmısak

SOS İÇİN
3 yemek kaşığı soya sosu
3 yemek kaşığı beyaz şarap sirkesi
3 yemek kaşığı şeker
1 çay kaşığı mısır unu
100 ml. buz gibi soğuk su

YAPILIŞI
Tavuklar kuşbaşı kesilir ve soya sosu ile karıştırılır.Bu arada sos malzemeleri 100 ml. soğuk suyla karıştırılarak hazırlanır. Diğer yandan yağ kızdırılır, tempura karışımının içine atılan tavuklar, kızgın yağda altın sarısı renk alana kadar kızartılır.
Sosu hazırlamak için, tencerede (wok tava varsa tercih edilmeli) zeytinyağı kızdırılır. Sarımsaklar, havuçlar, biberler 3 dakika kadar çevrilir. Diri olmaları gerekiyor. Önceden hazırlanmış olan sos suyu da tencereye eklendikten sonra tüm mlazemeler 1 dakika kadar fokurdayana dek pişrilir. En sonunda da kızarmış tavuklar sosun içine atılır ve yavaşça sosla bütünleştirilir. Tabaklara servis edilir.


27 Şubat 2009 Cuma

ÜZÜMLÜ FINDIKLI KEK

Kek, kış mevsiminin vazgeçilmez hamur işlerindendir bana göre. Buz gibi bir havada sıcacık bir çayın yanına en çok yakışan lezzetlerden biridir her zaman. Hele fırında pişerken evi saran kokusu yok mu? Mmmm… Hem hazırlaması da bir o kadar kolay.
Bu sabah canım üzümlü fındıklı kek istedi ve ben de bir koşu mutfağa dalıp pişiriverdim. 15 dakikamı bile almadı. Şu an bu yazıyı yazarken de bir yudum çay eşliğinde kekimin tadına bakıyorum! (:

MALZEMELER:
3 yumurta
2 su bardağı un
1 su bardağı şeker
1 paket kabartma tozu
1 su bardağı yoğurt
1 çay bardağı sıvı yağ
1 avuç kuru üzüm (ıslatılıp kurutulmuş ve una bulanmış)
1 su bardağı çekilmiş fındık

YAPILIŞI:
Yumurta ve şeker iyice çırpılıyor. Ardından sıvı yağ ve yoğurt içine gidiyor. Un ve kabartma tozu elenerek karışıma ekleniyor. Son olarak da çekilmiş fındık içi ve üzümler ilave ediliyor. Tüm malzemeler üzümleri fazla hırpalamadan bir spatula yardımıyla karıştırılıyor, yağlanmış kalıbın içine dökülüyor ve önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında yaklaşık 35-40 dakika pişiriliyor.
Afiyet olsun…

8 Şubat 2009 Pazar

TANRIM NEDİR BENİM GÜNAHIM!?

Minik hala iyileşemedi! Bu şubat ayı boyunca okula gidemeyecek, sevgili eşim bize "teğet geçen" şu ekonomik krizin ağlarına takıldı ve işinden oldu, daha ucuz kiraya oturabilmek için terki diyar ettiğimiz eski dairemizin 2 sene önce tuttuğumuz fiyatın da altında tutulduğunu öğrendim! Kızın hastalığına mı üzüleyim, bu krizde işsizliğe mi üzüleyim yoksa bu kadar masrafla taşındığımız evin şu an bize kat kat pahalıya malolduğuna mı? Ne yapayım?
Dün evlilik yıldönümümüzdü, akşam yemeğe çıktık, romantik bir sohbet yerine "ne yapacağız?", "nasıl olacak bundan sonra hayatımız?", "masraflarımızı nerelerden kısabiliriz?", "pazarda limon mu satsak ne?" gibi içinde bulunduğumuz loş ortama uygun düşecek konuşmalarla sonlandırdık gecemizi. Yani yeni yıl başdöndürücü bir hızla, küçük çaplı mutluluklarımıza limon sıkarak girdi hayatımızın bu evresine! Ne diyebilirim ki? Sözün bittiği an...