20 Ağustos 2012 Pazartesi

Bangkok, Thailand

Ahhh ahh kaç sene oldu?? Bir bakalım... Evet, tam tamına 6,5 yıl olmuş en son Bangkok ziyaretimizin üzerinden geçen zaman. Bangkok bilindiği üzere Thailand'ın en büyük, en turistik kenti olup aynı zamanda başkentidir. Bu şehri ilk olarak 2003 yılında ziyaret etmeden önce hakkında çok önyargılı olduğum gerçeğini saklamayacağım. Bana göre o dönemler hep Batı vardı. Avrupa, Amerika... Asya?? Hele ki Uzak Doğu, adı üzerinde olduğu gibi bana epey bir uzaktı. Hem kültürel hem insanlar hem iklimsel hem mutfak olarak o kadar yabancıydı ki aklımın ucundan geçmezdi bu şehre aşık olacağım!! Sükunet, huzur, kibarlık, sakinlik, kurallara uyum, saygı, ince zevk, ruhani haller buraya özgü özelliklerden...Bir de o kendine münasır bitki örtüsü yok mu?? İnanılmaz, tam cennet. Sadece fazla sıcak ve nemli. İlginçtir, Bodrum'a özgü olarak düşündüğüm Begonviller'in burada binbir rengini gördüm. Hele o orkideler... Nasıl bir renk cümbüşü içinde çıkıyorlar insanın karşısına sağda solda, muhteşem bir armoni!! Tabii ki Thailer'in kutsal çiçeği olan Lotus'ü unutmamam gerek. Bir de topraktan su damacanalarının içinde yüzen nilüferler... Bu satırları yazarken bile kendimi huzurlu hissediyorum, sanki oralara yeniden yolculuk yapmışım gibi.
Şimdi bunca yıl sonra nereden kabardı da geldi bu Bangkok özlemi? Şöyle oldu: Hard diskimi kurcalarken eski bilgisayarımdan aktardığım dosyalara takıldı gözüm, "ne varmış bakayım şunların içinde?" derken çocuksu bir merakla tıklayıverdim ve karşıma o zamanlar taze bilgilerimle hazırlamış olduğum Bangkok ile ilgili (şu an istesem yazamam) muhteşem bir gezi rehberi çıktı karşıma. Blog'ta paylaşmamak olmazdı. Basit bir dille yazılmış olmasına rağmen oldukça da detaylı bir gezi programıydı bu, belki bir gün tekrar lazım olur diye bir kenarda bekleyen bir yazı. Üstelik bizzat gerçekleştirilmiş ve birebir uygulanmış. Bu durum aklıma filmlerdeki "gerçek hikayeden alınmıştır" dip notunu getirdi nedense ((: Bu tip filmleri izlemek hep daha keyifli ve daha heyecanlı olmuştur. Neyse fazla lafı uzatmadan "Gezelim Görelim" programımızın detaylarına geçelim artık.

BANGKOK GUIDE

TAPINAKLAR

  • Grand Palace (Kral’ın Sarayı). Burası aslında tapınak değil, bizim Topkapı Sarayı tarzında bir yer. Kral'ın ofisi dersek daha doğru.
  • Yatan Buddha (Wat Pho Reclining Buddha). Burasını çok seviyorum. Aynı anda bu tapınak Thai masajı okulu. İçeride yatan Buda’nın ayaklarından sonra dönerken 99 veya 100 tane çanak var, orada köşede küçük kapların içinde bozuk paralardan alıyorsunuz ve 99 veya 100 adet hepsini teker teker atarak yürümeye devam ediyorsunuz... Dikkat edin sıkılmayın, sabredin ((: 
ÇEVREDE GÖRÜLECEK YERLER

  • Floating Market (Yüzen Market). Siz kayığa binerken resminizi çekecekler. Dönüşte çektikleri resmi bir hatıra tabağına yapıştırıyorlar ve “souvenir” olarak satmak istiyorlar, pahalı falan deyip geri çevirmeyin, satın alın. Bir daha bulamayacaksınız çünkü. Sakın buradan başka bir şey almayın! Tam turistik ve sadece turistik! Her şey çok pahalı ve orada gördüklerinizi şehirde 1/3 hatta ¼ daha ucuza bulabilirsiniz (hayatta pazarlık yapamayan ben bu şehirde pazarlık etmeyi öğrendim).
      • Çin Mahallesi. Pek çok şey toptan satılıyor, bu sizi yanıltmasın. Sorun değil, mutlaka gidin ve görün, ilginç, ancak kokulardan ve sıcaktan bayılmamak için suyunuzu yanınızdan eksik etmeyin. Etrafı iyi inceleyin, bir sürü elektronikçi göreceksiniz. Hiçbir yerde bulamadığınız ürünleri burada bulabilirsiniz.
      • Thonburi Yılan Çiftliği. Burada yılanlar ile fotoğraf çektirebilirsiniz. Tüm yılan bakıcılarının ellerine bakın %90’ının 1-2 parmağı eksik. Dikkatlice bakın, tüyler ürpertici cidden. Piton dışında bir yılana yaklaşmayın, hepsi zehirli!
      • Dusit Hayvanat Bahçesi. Timsah gösterileri ilginç oluyor. Adamlar timsahların ağzına elini, ayağını, kafasını sokuyor. İlginç, gittiğinizde gösteri saatini yakalamaya çalışın.


ALIŞVERİŞ

        • Chatuchak (Hafta sonu pazarı). Sadece hafta sonları kurulan bir pazar. Mutlaka erken gidin. Çok müthiş büyük bir pazar. Aklınıza gelebilecek her türlü ıvır zıvırı orada bulabilirsiniz. Pazarlık imkanı çok fazla. İlk söylenen fiyatı kesinlikle kabul etmeyin. Gözünüz dönecek, dikkatli olun. Yani Çatuçak aslında o kadar pahalı değil. Pazarlık edebilirsiniz ama şunu unutmayın en çok pazarlık payı el işi eşyalarda, diğer şeylerde çok fazla pazarlık payı yok. 
      • Siam Square (Alışveriş merkezlerinin bulunduğu büyük bir cadde). Etrafta birçok hoş cafe var. Birkaç ilginç pasaj var. Biraz takılın en az ½ gün ayırın. Dolaşın, oturun bir cafe’ye, dolaşın yine oturun bir cafe'ye... 
        • Siam Paragon (Alışveriş Merkezi). Dünyanın en büyük alışveriş merkezi neredeyse. 3. veya 4. katta lüks araba galerileri var. Porche, Maseratti, Ferrari, Lamborgini gibi kolay kolay birarada göremeyeceğiniz son model arabalar yan yana aynı katta duruyor. 
      • Central (Alışveriş Mağazası). Büyük bir zincir. Bizim buradaki Boyner tarzında bir yer. Etrafta birkaç mağazası var. Fiyatlar çok ucuz değil ama makul sayılır. Birçok marka bulunuyor. Ben ayakkabı reyonunu çok seviyordum. 50€’ya iyi bir çift sağlam ayakkabı alabiliyorsunuz, 100'ya ise çok daha kaliteli ayakkabılar bulabilirsiniz. Turist indirim kartı isteyin.
      • Emporium (Alışveriş Mağazası). Lüks. Dolaşın dolaşın, vitrinlere bakın, mağazalara bakın. Burada da turist indirim kartı istemeyi unutmayın.
      • Gaysorn (Alışveriş Merkezi). Çok lüks. Asıl burayı dolaşın iyice. Çok lüks mağazalar var. Dünyanın en lüks markaları bir araya toplanmış burada.
      • MBK. Burası da bir alışveriş mağazası. Çok ucuz spor ayakkabı, takı ve aklınıza gelebilecek her tür ıvır zıvıra rastlayabilirsiniz burada. Aslında buraya mağaza demek pek olmaz, kocaman bir çarşı. İçinde 100’lerce mağaza ve bir de TOKYO diye bir "department store" mevcut. İlginç mağazalara girin bakın,     fiyatlar makul. MBK’ye MOBUKRON da diyorlar.
      • Pantip (Teknoloji Pasajı). Beyler için esas tapınak burası olmalı. Bütün elektronikçilerin bir araya toplandığı muazzam büyük bir pasaj. İstanbullular iyi bilirler Kadıköy'deki Yazıcıoğlu'nu, işte oranın belki de 4-5 katı büyüklüğünde bir yer. Gidin ve kendinizi kaybedin derim (:
      • Robinson (Alışveriş Mağazası). Central tarzı bir yer. Ben çok seviyordum. Central’den daha ucuz ve daha çok Thai’lere yönelik. Rahatça alışveriş yapın. Bu arada turist indirim kartı isteyin!
      • Isetan (Japon Alışveriş Mağazası). İşte Japon işi! Çok ilginç şeyler var, Japonların ne kadar ilginç ve bir o kadar da hayatı her alanda kolaylaştırma meraklısı olduklarını buradaki ürünlerinden anlayabilirsiniz. Sağı solu iyice karıştırın, çok fazla ıvır zıvır, yaşamı rahatlatacak alet edevat göreceksiniz. Üst katlarda çok büyük bir Japon kitapçısı var, çok zengin, yabancı kitapları da bulmak mümkün. Aralarda bir yerde de en son katta BKK’un en iyi Japon restoranlarından biri olan UTAANDON'da güzel bir öğle ya da akşam yemeği yiyebilirsiniz. 
      • Pratunam (Alışveriş pazarı). Tekstil üzerine bir yer. Kumaşlar, kılık kıyafetler satıyorlar. Buradan çok uygun fiyatlara kıyafetler alabilirsiniz. Başka yerlerde çiftini 100 bahta aldığım parmak arası terliklerin burada 3 çiftini 100 bahta almıştım (: 



GECE PAZARLARI

      • Lumpini Night Bazaar. (gece 00.00’a kadar açıktır, civar parkta bira içip alışveriş yorgunluğunuzu atabilirsiniz). Parkın yanındaki karaoke kutularına bakın! İnsanlar içine girip kapıları kapatıp karaoke yapıyorlar. Hani sağda solda olan elektronik oyun makineleri gibi, para atıyorsun ve başlıyorsun şarkını söylemeye ((:
      • Patpong Night Bazaar. Çok turistik ve çok ticari. Satıcılar iyice doymuş, asla pazarlık yapmıyorlar. Pek tavsiye etmiyorum. Gidip görün iyice dolaşın ama bir şey almayın. 


YEMEK

        • Sea food Market. Kendin seç kendin pişirttir denilebilecek bir restoran. Deniz mahsulleriyle ilgili yok yok! Muazzam büyük bir mekan. İşte burada gözünüz dönecek, her şeye saldırmayın. İyice düşünün ne kadarını yiyebileceksiniz. Ama gene de istediğinizi alın çünkü ikinci kez gidecek vaktiniz kalmayacak!
        • Oishi.  Japon restoranıdır, hem fast food hem de lüks açık büfe olarak iki tip restoranı var. İkisini de deneyin derim. Fast food’da Japonların noodle’ı olan “ramen”i  mutlaka tadın. Özellikle deniz mahsullü olanını. Asıl Discovery Center’daki yere gidin! Orası açık büfe. Aç karnına gidin! Hatta kahvaltı bile yapmadan gidin! Her şeyi deneyip yiyin! Bu kadar güzel Japon yemeklerini o fiyata hiçbir yerde bulamazsınız. Yalnız saat 19.00’dan daha geç gitmeyin sonra hem yer olmuyor hem de zamanınız yetmiyor her şeyi yemeğe!
        • Sofitel’in açık büfe akşam yemeğini de tavsiye ediyorum. Fiyatı çok cazip. 5 yıldızlı otelde o fiyata açık büfe yemek yiyemezsiniz. Pek fazla Japon köşesine takılmayın, sushi’si çok aman aman değil, çeşni bol görünsün diye koymuşlar. Soğuk büfesi süper, giderseniz mutlaka tadına bakın.
        • Central Alışveriş Merkezi'nin üst katındaki Food Loft’u atlamayın derim. Girişte bir adisyon kartı veriyorlar kişi başına, içeride çeşitli ülke mutfaklarının standları var dilediğinizden yemek alabiliyorsunuz, para ödemiyorsunuz, siparişi o aldığınız adisyon kartına işliyorlar. Çıkışta bu kartla kasaya ödeme yapıyorsunuz. Sistem süper ve çok rahat. Ben Thai mutfağı (spring roll’ları var ve Tom Yum çorba) ile Japon’u öneririm. Japon mutfağında da “sweet&sour sauce” tavuk, dana eti ya da domuz yiyebilirsiniz yanına “noodle” almayı unutmayın. Bir de İtalyan mutfağından salata yemiştim, hiç fena değildi. 
        • Isetan’daki Japon restoranını da deneyebilir, kızarmış sebzelerden (Tempura) tadabilirsiniz. Yukarıda bahsettiğim restoran UTA-ANDON burası işte! Veee sakın sake içmeyi unutmayın!!!


NOT 1: Bu arada Bangkok tam bir porselen cenneti. Porselen yemek takımlarını inanılmaz ucuza bulabileceğiniz bir şehir. “Bone China” denilen kemik tozundan yapılma porselen takımlar ilgilenenlerin dikkatini çekecektir mutlaka. Eğer meraklıysanız iyi bir yemek takımı almanızı tavsiye ederim şöyle evladiyelik. 
NOT 2: Alışveriş merkezlerindeki (lüks ve büyük olanlar hariç) tuvaletlerde hiç tuvalet kağıdı yok diye üzülmeyin, zira dışarıda 2 Baht bozuk parayla alabileceğiniz kağıt  mendil makineleri göreceksiniz.
NOT 3: Yok eğer ben uzak doğu mutfağından hiç hoşlanmıyorum, yiyemiyorum diyenlerdenseniz, etrafa iyi bakın her tarafta Mc Donalds, KFC, Burger King, Sizler vs..vs.. var. Hiç aç kalmazsınız. Ancak etrafa bakmasını bilmezseniz aç kalırsınız.!!!! Bu arada arabalarda buz üzerinde Hindistan cevizi, ananas, mango satılıyor, bunlardan çok ucuz bir fiyata alıp gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz. Hem bolca sulu oluyor hem de buz gibi.  Aklınızda olsun hijyen açısından her şey çok temiz. İnsanın aklına tam tersi geliyor belki ama gidince göreceksiniz ve bana hak vereceksiniz.

Bangkok gezimiz burada sona erdi... Umarım bir gün bir Bangkok seyahati yaptığınızda bu küçük notlarım işinize yarar. En azından kaybolmadan ve ne yapacağınızı bilerek ve de belki de en önemlisi aç kalmadan dolaşırsınız. Şimdiden iyi uçuşlar ve iyi yolculuklar...

17 Ağustos 2012 Cuma

Patlıcan Graten


Patlıcan! Yazın belki de en sevdiğim sebzesi... Kızartması, oturtması, İmam Bayıldı'sı, Karnıyarığı, salatası, Beğendisi... Hepsi ayrı lezzetler ve nedense hepsi de bana neşeli yaz günlerini hatırlatan kokulara sahipler. Özellikle de kızartması. Neyse biz gelelim Fransızlar'ın da dediği gibi Patlıcan "Au Gratin" isimli yemeğimize (O graten diye okunur). Graten aslında bir pişirme tekniğidir ve akla üç unsuru getirir: Beşamel sos, taze kaşar rendesi (permasan, mozarella da olur) ve fırın. Bu üç eleman, olmazsa olmazıdır graten yemeklerinin. Tabii bir de patates, patlıcan, kabak, karnıbahar gibi ana malzemeleri unutmamak gerekir.  Bence en lezziz fırın yemekleridir graten tarzda pişen yemekler. Özellikle de patlıcanlı olanı!!
Muskat, Hint Cevizi olarak da bilinir, baharatçılarda rahatlıkla bulunur.
Malzemeler:
4 adet patlıcan
4 adet patates
1 adet kuru soğan
3 diş sarmısak
500 gr. dana kıyma
1 yemek kaşığı domates salçası
Yeteri kadar tuz ve karabiber
1 bardak rendelenmiş taze kaşar peyniri

Beşamel sos için malzemeler:
250 gr. tereyağ
4 yemek kaşığı un
500 ml. süt
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı muskat cevizi

Yapılışı:
Aslında çok bilindik bir tarif olan Patlıcan Graten'in buradaki en büyük farkı beşamel sosunun içinde muskat cevizinin olması. Muskat cevizi patates püresine de müthiş yakışan bir baharattır. Kendisine Hint Cevizi de denir. Ağacı, portakal ağacına benzer. Özellikle Karayipler bölgesinde ve Grenada'da yetişir. Bu kısa genel kültür notundan sadede gelelim ve tarife geçelim. Patlıcanlar alacalı soyulduktan sonra yaklaşık olarak 1 cm kalınlığında kesilerek tuzlu suya konur. Bu işlem her patlıcan kızartması öncesi yapılmalıdır aksi takdirde kızartma inanılmaz bir şekilde yağ çeker. Bu arada patatesler de soyulur ve patlıcanların dilim boylarına uygun olarak oval şekilde kesilir. Önce patatesler kızgın yağda kızartılır ardından da iyice kurutulmuş patlıcanlar kızgın yağda altın sarısı bir renge büründürülür. Sebzeler yağlarından kurtarılmak üzere kağıt peçete serilmiş genişçe bir tabağın içinde beklemeye alınır. Sıra kıymalı harçta, bunun için soğanlar ve sarımsaklar ince ince kıyılır, içerisine 2-3 yemek kaşığı zeytinyağı konmuş kızgın bir tencerede ortalama ateş ayarında karamelize olana kadar kavrulur. Domates salçası ve dana kıyması da eklendikten sonra tuzu karabiberi katılarak tüm malzemeler iyice çevrilir. Harç, soğuyana dek bir kenara alınır.

Beşamel sosun yapılışı: 
250 gr. tereyağ bir tencerede yakılmadan eritilir ve hemen ardından da un eklenir. Un, kokusu geçinceye kadar kavrulur. Soğuk süt ve yeterince tuz da eklendikten sonra sos, orta ateşte bir çırpma teliyle ara vermeksizin karıştırılır. Sos, göz göz olmaya başlayınca (kaynama ibareleri gösterdiği ilk anda) karabiberi ve muskat cevizi de içine katılır, ocağın altı söndürülür. Baharatları en son koymamızın nedeni tatlarının uçmamasını sağlamak. Emin olun muskatın kokusu muhteşem gelecek, mutfağınızı şenlendirecek!

Ve işte şimdi birleştirme zamanı!!! Fırın, önceden 180 derece civarında ayarlanır. Bir fırın tepsisinin zeminine önce kızartmış olduğumuz sebzeler sırayla dizilir. Üzerine kıymalı harçtan boca edildikten sonra beşamel sos döşenir. Ardından aynı sıra yine uygulanır ve en üst kısıma da rendelenmiş taze kaşar ya da mozarella dilimleri yerleştirilir ve tepsi fırına verilir. Ben mozarella kullandım, lezzeti mükemmel oldu. Yemek, fırında 15 dakika iyice ısındıktan sonra fırının ızgara kısmı açılarak peynirlerin iyice eriyip hafif de kızarması beklenir ve işte Patlıcan Graten sofraları süslemek üzere hazır ve nazırdır. Afiyet olsun!

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Portakal Çiçeği Aromalı Kurabiyeler

Evinizin mis gibi portakal çiçeği kokmasını mı istiyorsunuz? Doğru sayfadasınız. İstanbullular'dan ziyade, güney bölgelerde yaşayanlar çok daha yakından tanırlar portakal çiçeğini. Muhteşem bir kokusu vardır. Bir tanesi bile minicik bir çay bardağının içinde bütün evin misler gibi kokması için yeterlidir. Maalesef biz İstanbullular bu eşsiz doğal parfümden yoksunuz. Çünkü iklim portakal ağaçları için müsait değil buralarda. Geçen Ocak ayında Cezayir'e yaptığımız seyhatte oranın da bir Akdeniz ülkesi olmasından dolayı iklimin portakal ağaçları için ne kadar ideal olduğunu gördüm. Öyle ki sokaklar ve caddeler portakal ağaçlarıyla  bezenmişti. Ancak mevsim kış olduğu için portakal çiçeğiyle rastlaşamadık ve bir başka bahara bıraktık kendisini. Marketlere yaptığımız ziyaretlerde portakal çiçeği şurubu çok ilgimi çekti doğrusu. Meğer Cezayirliler bu şurubu bütün tatlılarında ve hamur işlerinde kullanıyorlarmış. Kapağını açıp ilk kokladığınızda kokusunun portakal çiçeğiyle hiç alakası yok aslında. Saf olarak kokladığınızda sanki bir sabun kokusunu andırıyor. Dolayısıyla satın alıp almamakta tereddüt ettim önce. Ve fakat "deneyimlemeden nasıl anlayacağım?" sorusuyla birlikte bir şişe atıverdim sepete. Ocak ayından bu yana kısmet düneymiş. Dün öğleden sonra Minikle birlikte şekilli kurabiyeler yapmaya karar verdik. İçine de bizim portakal çiçeği şurubundan katmayı planladık. İnternette kısa bir kurabiye tarifi araştırma turundan sonra hemen malzemeleri biraraya getirmeye başladık. Ancak bizim hamur, tarifin dışında portakal çiçeği şurubu da içereceğinden yazılı tarifte küçük bazı değişiklikler yaptık. Lafı fazla uzatmaya gerek yok, hemen malzemelere ve tarife geçelim.

Malzemeler:
1 adet yumurta
1 bardak yoğurt
1 bardak pudra şekeri
1 bardak sıvı yağ
1 kahve fincanı portakal çiçeği aroması
3 yemek kaşığı tereyağ
1 paket kabartma tozu
1 tatlı kaşığı tarçın
Ve aldığı kadar un

Yapılışı:
Un haricinde tüm malzemeler güzelce karıştırılıyor. Azar azar un eklenerek hamur için gerekli kıvam elde edildikten sonra düzgün bir tezgah üzerinde bir merdane yardımıyla 1 cm. kalınlığında açılan hamur artık şekiller için ideal zemini oluşturmuş duruma gelmiş oluyor. İşte en eğlenceli kısım. Hayal gücünün devreye girdiği an... Dilediğiniz şekillerdeki kalıpları hamurun üzerine bastırarak kurabiyeleri hazırlıyorsunuz. Hepsini tek tek tepsiye dizdikten sonra (2 tepsi çıkıyor) önceden 180 derceye ısıtılmış fırında 15-20 dakika kadar pişmeye bırakıyorsunuz. Çok basit ve lezzetli bu kurabiyeler portakal çiçeği şurubu olmadan da pişirilebilir elbette. Mesela biraz limon kabuğu ve badem tozuyla da muhteşem olacaktır. 
Afiyet olsun.

5 Temmuz 2012 Perşembe

Sezonu Açtık!!!!!!!!

Birazcık eğri ama Sony Ericsson Z610i ile çekilmesine rağmen fena değil!!
Haziran ayında kendi kendime "herhalde yaz gelmeyecek" demiştim. Bu yılın haziran ayı o kadar serin geçti ki, rüzgarlar, yağmurlar... Ama Temmuz ayının başlamasıyla havaların birden ısınması bir oldu neredeyse. Biz de minikle dedik ki "şu perşembe gezilerimize bir ara verelim de soluğu güzel, nezih bir havuz kenarında alalım bari". İyi ki de böyle demişiz, iyi ki de sezonu açmışız. Çok keyifli bir gün geçirdik. Nerede mi? Yıllardır şöyle güzel, temiz ve uygun fiyatlı bir açık havuz ararken meğerse yanı başımızda duran Hillside Trio'da. Evden neredeyse 10 dakikalık bir mesafede olan havuz, aslında bir çeşit spor kompleksi. İçerisinde, kapalı, açık havuzlarının yanı sıra tenis kortu, Spa ve daha pek çok spor salonunu barındırıyor. Mekan üyelik sistemiyle çalışıyor ancak havuz için hafta içi günlük misafir de kabul ediyorlar. Günlük kişi başı 40 TL. Minikler için de 15 TL. alıyorlar. Havuzun kenarında yeyip içilebilecek ve servis elemanlarının havuz kenarında da arı gibi çalıştığı bir cafe de mevcut. Hizmet çok iyi ve hızlı, elemanlar ise oldukça güler yüzlü. Hatta bir ara minikle birlikte havuza girerken çanta şezlongların yanında kalacağı için tedirgin oldum, ne de olsa içinde cüzdanım, cep telefonum gibi kişisel eşyalarım vardı ve orada çalışanlardan birine bu tedirginliğimi dile getirdim, kendisi "burada şimdiye kadar böyle hırsızlık vakası olmadı, merak etmeyin" dedi ve "dilerseniz ben göz ucuyla ara ara bakar ilgilenirim" diye de ekledi. Valla pesssss... Hiçbir tesiste böylesi bir sorumluluk alınmaz, hatta "kayıp-çalıntı eşyalardan tesisimiz sorumlu değildir" diye de not düşerler kimi zaman. Bu durumda biz de rahatça havuza girdik, çıktık, bol bol yüzdük, güneşlendik, yedik-içtik... Daha ne olsun, işte şimdi yaz tatiline girdiğimizi iyice hissettik. En önemlisi minik çok çok mutlu oldu. Yaz hali denilmese de hafiften bronzlaşmış bir tenle evimize döndük. Devamının gelmesi dileğiyle...

1 Temmuz 2012 Pazar

Kuşkonmazlı Kiş

Eşim kuşkonmaza bayılır. Dolayısıyla içinde kuşkonmaz yer alan tarifler de favorisidir. Ancak yurtdışında kolaylıkla marketlerde domates salatalık gibi bulunabilen bu sebze maalesef ülkemizde zor bulunuyor. Daha doğrusu büyük marketlerde bulunabiliyor da fiyatı el yakıyor! Geçen gün eşim sevinç içinde eve geldi ve o da ne? Elinde bir demet kuşkonmaz!! Uygun fiyata bulabildiği için hemen kapmış bir demet ve akabinde siparişi de gecikmedi: Kuşkonmazlı kiş! Ehhh emir büyük yerden, ne yapacağız kolları sıvıyacağız ve hemen kuşkonmazlı kişin yapımına girişeceğiz elbette. Valla nasıl oldu derseniz bence çok lezzetli bir kiş oldu. Bugüne kadar özellikle kış aylarında pırasalı kiş deneyimim olmuştu, ancak kuşkonmazlı kişi ilk kez yapacaktım. Biraz internette araştırma yaptıktan sonra en makul malzemeli olan bir tariften yola çıkarak kendi kiş tarifimi oluşturdum. İşte tarif geliyor:


İÇİ İÇİN MALZEMELER:
1 adet kuru soğan
2 adet yumurta
Yarım paket taze krema
250 gr. kadar böreklik beyaz peynir
1 demet kuşkonmaz


KİŞ HAMURU İÇİN MALZEMELER:
4 yemek kaşığı tereyağ
1 su bardağı un
3 yemek kaşığı buzlu su
Yeteri kadar tuz ve karabiber


İşe önce hamuru hazırlamakla başlamakta fayda var çünkü buzdolabında dinlenmesi gereken bir hamur bu. Yukarıda saydığım tüm hamur malzemelerini bir kapta kulak memesi kıvamına gelince bir strece sarıp yarım saatliğine buzdolabına kaldırıyoruz. Bekleme sırasında kuşkonmazları ayıklayabiliriz. Bir tarafta da kuru soğanı ince ince doğrayıp bir tavada karamelize olacak şekilde kavuruyoruz. Ardından bir kabın içine 2 yumurtayı kırıp kremayı ekledikten sonra iyice çırpıyoruz ve içine beyaz peyniri ekleyerek ezmeye başlıyoruz. Çok fazla ezmeye gerek yok çünkü fırında sıcaktan zaten eriyerek kıvamını buluyor. Peynirli bu karışıma karamelize ettiğimiz soğanları da biraz ılındıktan sonra ekliyoruz. İç malzemeler hazır. Dolaptan yeterince dinlenmiş olan kiş hamurunu çıkarıyoruz. Buzdolabından çıktığı haliyle çok sert olacaktır telaşa gerek yok. Biraz tezgah üzerinde bırakın o kendine gelecektir. Hamur yumuşayınca unlu bir tezgahta kiş kalıbının ölçülerine göre merdaneyle onu açıyoruz. Düzgünce kalıbın içine yerleştirdikten sonra daha önceden 180 dereceye ayarladığımız fırına atıyoruz ancak sadece 15 dakikalığına. Bu arada hamurun kabarmaması gerekiyor. Bunun için hamurun üzerine yağlı kağıt serip üzerini nohutlarla dolduruyoruz. Bu şekilde hamur fırında kabarmadan 15 dakika pişiriliyor. Piştikten sonra içerisine hazırlamış olduğumuz yumurtalı peynirli karışımın yarısını döküyoruz ve üzerine temizleyip soyduğumuz kuşkonmazları diziyoruz ve onun üzerine geri kalan iç malzemeyi boca ediyoruz ve doğru yine 180 derecelik fırına. Yaklaşık olarak 35 dakika sonra nefis kokular yükselmeye başlıyor ve işte kuşkonmazlı kiş afiyetle yenmek üzere hazır. Yanına bir de yeşil salatayla tam bir öğün olabilecek bu kiş kolay yapımıyla bundan sonra mutfak mönülerimde yer alacağa benziyor.
Afiyet olsun!