25 Ağustos 2009 Salı

ÇİKOLATA SOSLU KAKAOLU KEK

Hayret bir şey! Ben, hamur işlerinde, şekerli mamüllerden ziyade, tuzluları tercih edenlerdenim. Hatta Türk halkının genel yapısında tatlıya meğillilik olmasına rağmen bende neden yok diye sorarım kendime. Bir açıdan da bu durumumdan memnunum. Malum bir de tatlıya düşkün olsak herhalde top gibi yuvarlanırdık (: Herkes bir tatlı krizine girer, ben ise tuzlu krizine girerim (: Yemek bloglarını karıştırırken hep tuzlu tarifi ararken bulurum kendimi. Ama maalesef bir çoğunda tatlı tariflerinin ağırlıkta olduğunu farkettim. Ben tuzlu üzerine gideceğim dedim. Yemek olsun, hamur işi olsun hep tuzlu, tatlı değil!! Eeeee... Valla isteyerek değil ama şu son iki seferdir kendimi tatlıların cennetine düşmüş buldum. Henüz elmalı payın nefis, çıtır çıtır dokusunun etkisini ve üzerimize sinmiş mis gibi tarçın kokusunu yeni yeni atarken, bir de baktım fırında kakaolu kek pişiyor! Eeeeh, "büyük lokma ye ama büyük konuşma" ya da "konuşurken dilini ısır" diye boşuna demiyorlarmış meğer. Evet, gelelim bizim üzeri çikolata sos kaplı cennetten çıkma kakaolu kekimize. Çok basit bir tarif. Şipşak! O kadar kolay hazırlanıyor ki, fırından çıktıktan sonra kekin soğuması daha uzun geliyor insana! (: Standart tarif: Kakao hariç, tüm malzemeler bir güzel karıştırılıyor. Bir kısım karışım ayrı bir kaba alınıyor ve 4-5 kaşık kakaoyla homojenize ediliyor. Önceden yağlanmış kek kalıbına önce beyaz karışım, üzerine de kakaolu karışım dökülerek zigzag işaretleri yapılıyor ki kakao beyaz karışımla bütünleşsin, kütle gibi kalmasın. Son olarak da önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında 40-45 dakika pişiriliyor. Piştikten sonra, kek soğumaya bırakılıyor. Ve sıra çikolatalı sosa geliyor. Büyük bir tencereye sıcak su konuyor, içine de küçük bir tencere yerleştiriliyor. Bu küçük tencerenin içine bitter çikolata parçaları atılıyor ve benmari usulü eritiliyor. Çikolata iyice eridikten sonra soğumuş kekin üzerine dengeli bir biçimde dökülüyor. Çikolatalı sos, donana kadar buzdolabında bekletiliyor.

Bu arada kekin püf noktalarını da sıralamakta fayda var:

* Önce yumurtalarla şeker iyice çırpılmalı,
* Kesinlikle katı yağ tercih edilmemeli, mutlaka sıvı yağ, mümkünse ayçiçek yağı olmalı,
* Kakaolu karışım, beyaz karışıma göre daha yoğun kıvamda olmalı, koyu oldu zannedilip süt ve benzeri malzemelerle açılmaya çalışılmamalı. Yoksa ikisi de birbirine karışır ve kahverengi bir kek olur. Bizim istediğimiz, kakaolu kısım ile beyaz kısmın birbirinden ayrı olması.


MALZEMELER:

2 bardak un
4/3 bardak sıvı yağ
4/3 bardak toz şeker
2 yumurta
1 paket kabartma tozu
1 bardak süt
5 yemek kaşığı kakao
1 paket bitter çikolata


Afiyet olsun!

22 Ağustos 2009 Cumartesi

POYRAZKÖY

Geçen haftasonu Poyrazköy'e şirin bir yolculuk yaptık. Çok keyifli bir yer. Sakin ve huzurlu. Boğaz' ın Anadolu yakasında, Karadeniz'e en yakın yerleşimlerden biri olan Poyrazköy'e ulaşmak için Beykoz'u geçtikten yaklaşık 4 km. sonra solda Poyrazköy-Anadolu Feneri tabelasını izlemek gerekiyor. Asfalt dar yol, sık orman içinden keskin olmayan virajlarla yükseliyor. Karadenize, Anadolu Feneri'ne doğru giderken solda Poyrazköy yön levhasını izleyerek Boğaz kıyısına, Poyrazköy'e iniliyor.
Fazla kalabalık olmayan köy, tepeye kurulmuş. Köye girmeden sola, Poyrazköy plajına yol ayrılıyor. Plaj, fazla büyük olmayan bir kumsal ve çevresindeki irili ufaklı tesislerden oluşuyor. Soyunma kabinleri, lokanta ve kahveler var. Biz yukarı kısımdaki bir çay bahçesinde oturduk. Yukarıdan manzara bir başka güzeldi. Yalnız burada acıkınca yapacak pek bir şey yok. Sadece kaşarlı tost hazırlayabiliyorlar o kadar. Dolayısıyla ya evden çıkın hazırlayıp getirmek gerekiyor ya da çay bahçesinin yanındaki küçük bakkaldan ıvır zıvır alıp çay eşliğinde tüketip akşama doğru da deniz kenarındaki restoranların birinde ziyafet çekmek...
Poyrazköy, rüzgara ve akıntıya karşı korunaklı bir koy dolayısıyla tekne ve yatların demirlemesi için uygun. Poyrazköy'e gidiş yolu bir süre öncesine kadar askeri alanla çevriliymiş. Askeri alan, köye girişi engellemiyormuş ama Beykoz-Poyrazköy yolu üzerindeki sık ormanlık alanda durmayı ve piknik yapmayı yasaklıyormuş. Yasak kalkınca yol boyu piknikçilerin akınına uğramış. Mesire yerleri de bu zamanlarda açılmış bu yol kenarlarında. Arabayla gidecekseniz, yol boyunca dizilmiş bu piknik alanlarına rastlamak mümkün. Kavacık'tan Poyrazköy 34 km . Yol dar olmasına rağmen çok keyifli. Biraz uzun sürüyor ama değer.




21 Ağustos 2009 Cuma

ELMALI PAYIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Evde o kadar çok elma vardı ki ne yapacağım diye düşünürken birden aklıma tıpkı çizgi filmlerdeki gibi elmalı pay yapmak geldi. Tam olarak istediğim pay tarifini bulabilmek için internette bir süre oyalandım. Aslında pay ile tartın farklı olduklarını ama genelde bu ikisinin sürekli karışıtırıldığını da farkettim. Tart hamuru, yoğun ve sert kıvamlı bir kek gibi, ama pay hamuru incecik ve çıtır bir dokuya sahip. Neyse pay ile tart arasındaki farkı böylece öğrendikten sonra mis gibi tarçın kokan elmalı payımı hazırlamaya giriştim. Elmaları soydum, dilimledim ve limonlu suya koydum. Önce pay hamurunu hazırladım. Bu hamurdan kaliteli bir iş çıkarmak istiyorsanız 30 dakika kadar buzdolabında dinlendirmelisiniz. Hamuru buzdolabına koyduktan sonra bir bardak irice dövülmüş ceviz, bolca tarçın, un ve bir bardaktan biraz fazla toz şekerden oluşan bir iç malzemesi hazırlayıp limonda bekleyen elmalarımı içine attım. Yarım saat dolduktan sonra iki eşit parçaya ayırdığım hamurumun bir tanesini açıp yağlanmış ve unlamış tart tepsimin içine yerleştirdim. Üzerine elmalı içimi yerleştirdikten sonra ikinci hamurumu da açıp onu da harcımın üzerine yerleştirdim. İki hamurun birleştiği yerleri iyice birbirine yapıştırdım. Üzerine de bıçakla "V" harfleri çizdim ki hamur kabarıp patlamasın! Daha önceden 185 dereceye ısıttığım fırınımda yaklaşık olarak 40-45 dakika pişirdim. Üzeri kızarana dek diyebiliriz. Tepsimi fırına sürdükten bir 10 dakika sonra tarçın ve şekerin karamelize kokusu tüm evi sarmıştı bile!

MALZEMELER:

2 bardak un
1/2 bardak oda sıcaklığında küp küp doğranmış tereyağ
7 yemek kaşığı buz gibi soğuk su
3 yemek kaşığı pudra şekeri (hamurun gevrek olmasını sağlıyor)

ELMALI HARÇ İÇİN:

4 adet elma
1 bardak irice dövülmüş ceviz
2 yemek kaşığı un
1 bardaktan biraz fazla toz şeker
4 yemek kaşığı tarçın

Afiyet olsun!

10 Temmuz 2009 Cuma

PARIS, JE T'AIME

Bugün, 2006 yılına ait ancak benim yeni izleme fırsatı bulabildiğim bir filmden bahsetmek istiyorum. Filmin adı: "Paris, Je t'aime". Amerikalı, İngiliz, Fransız gibi farklı uyruklardan insanların yaşamlarından kesintiler işleyen, 18 kısa hikayeden oluşan bir film. Wes Craven, Gerard Depardieu, Alexander Payne gibi 22 ayrı yönetmenin çektiği filmde başrol oyuncuları da tanıdık simalardan. Kimler yok ki: Fransız sinemasının vazgeçilmez yüzü Juliette Binoche, Nick Nolte, Nathalie Portman, Gerard Depardieu, Lord of The Rings'in efsane oyuncusu Elijah Wood, Bob Hoskins, fransız aktris Fanny Ardant ve daha niceleri... Hepsi mükemmel oyunculuk güçlerini sonuna dek kullanmışlar doğrusu. Filmi bu kadar sempatik bulmamın en büyük nedeni de tüm hikayelerin Paris'in farklı bölgelerinde çekilmiş olması. Doya doya Paris...

Bu 18 kısa hikayenin arasında beni en çok cezbeden "Loin du 16e" başlıklı olanıydı. Hikayede genç bir kadın kreşe bıraktığı daha 2-3 aylık bebeğine İspanyolca bir ninni mırıldanır. Ardından bebeğini orada bırakarak yola koyulur. Uzun bir yoldan sonra işvereninin evine gelir. O, aslında bir bebek bakıcısıdır ve her sabah kendi bebeğini kreşte sakinleştirmek için mırıldandığı ninniyi, bakıcılığını yaptığı bebeğe de söyler ve uzaklara dalar gider... Bu beni oldukça etkiledi. Sözün özü "Paris, Je t'aime" mutlaka seyredilmesi gereken bir film. Bu filmde herkes kendine ait bir hikaye bulacaktır, bundan eminim! (:

6 Temmuz 2009 Pazartesi

NOSTALJİNİN BÖYLESİ

Yaş 16-17... Tam bir rock'n roll çılgınlığı... Hard Rock müziğinin felsefesinin temelini algılamak ve evin her köşesinde yüksek ses walkman dinlemek. Ailenin ver yansınlarına karşılık duvarlara efsane rock gruplarının dev posterlerini asmak. Güzel yıllardı. Mutlu olduğum bir dönemdi. Bluğ çağının sonları ve bir ergenin kendini bulmaya çalıştığı yaşlar. Olgunlukla çocukluğun karmaşası. İşte o dönemlerde, Hard Rock dünyasından esinlenerek birkaç şarkı sözü yazmışşlığım vardı. Dedim ki: Neden olmasın? Neden bu sözlerden birine blogumda yer vermeyeyim ki? Hak ediyor bunca sene sonra defterin tozlu sayfalarının arasından sıyrılarak sanal ortamda kendine bir yer edinmeyi. İşte o şarkı sözleri (:

VAHŞİ HAYAT

Söz: Seda Erdarcan


Uzat elini yakala hayatı.
Kapat gözlerini düşle geleceği.
Korkma fısıltılardan,
Kaçma vahşi duygulardan.

Yollar açık sana artık,
Elveda de ve çık git artık.
Güçlü ve kasvetli olmak kolay değil sandığın kadar,
Savaş kendinle sonuna kadar.
Karşılık verme anlamsız küfürlere,
Bırak onları geride.
İnan bildiğin tek şeye, kendine.
Yalnızlığın seni boğmasına izin verme.
Bu senin hayatın kullan istediğin kadar.

Takip eder birbirini günler,
İnsanoğlu yakalamaya çalışır bir şeyler.
Dağıt kafandaki şu dumanı.
Kapat gözlerini düşle geleceği.
Korkma vahşi dünyadan,
Kaçma vahşi fısıltılardan.

Geçir ayağına çizmelerini,
Kapat gözlerini düşle geleceği.
Korkma vahşi hayattan,
Kaçma fısıltılardan.